Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım dün konuğumuzdu.
Konu ‘ulaştırma’ olunca söz döndü dolaştı, Başkent’in ulaşımına geldi.
Sayın Bakan’ın ‘belediye’ deneyimi oldukça fazla.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde uzun yıllar Deniz Otobüsleri İşletmeleri (İDO) da Genel Müdürlük yaptı.
İstanbul'da toplu taşımacılığın denize kaydırılması yönünde önemli projelere imza atarak trafiğin rahatlamasını sağladı.
Uzun yıllardır Ankara’da yaşayan bir politikacı.
Başkent’in trafik yoğunluğunun sıkıntısı birebir görüyor.
Sohbet sırasında konu Başkent’te ‘yılan hikayesi’ne dönen metro inşaatına gelince “Ankaralılara bu konuda destek vereceğiz” dedi.
xxx
‘Yılan hikayesi’ tabiri bizim değil.
Çok kullanıldı ama, metro konusunda benzetmeyi yapan son isim, bir başka AK Parti yöneticisi, Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli.
Arkadaşımız Düzgün Karadaş’ın hafta sonu HT Anrkara’da yayınlanan röportajında, “Ankara’nın bir yılan hikayesi varsa metrodur” dedi.
Belli ki AK Parti yönetimi, bu konuyu gündemine almış.
xxxx
‘Yılan hikayesi’ deyimi, genelde “çok uzayan, içinden hale gelen, arap saçına dönen, bir türlü çözüm bulunamayan” durumlar için kullanılıyor.
Bu kavramın temelinde ise yılanın kendi kuyruğunu yemeği yatıyor.
Kuyruğunu yiyen yılan bu kuyruğu sindiriyor. Sindirim bir yandan tekrar kuyruk yapımında kullanılıyor. Yediğini sindirip, sindirdiğini yiyor.
Başkent’in yılan hikayesine dönen metro inşaatıyla ilgisi yok ama yeri gelmişken bir yılan hikayesi anlatalım:
“Adamın biri, yolda taşın altına sıkışmış bir yılan görür. Taşı kaldırıp yılana yardım eder. Yılan kendisini kurtaran adama teşekkür eder ve onu bir deliğin önüne getirir. Kısa bir süre sonra ağzında bir altın lira ile geri döner ve adama bir şükran borcu olarak almasını ve her sıkıştığında gelip bir altın lira alabileceğini söyler. Adamla yılan iyiden iyiye dost olmuşlardır.
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra adam hastalanır ve yatağa düşer. Paraya sıkışınca oğluna yılanın yerini tarif eder ve bir altın lira alıp gelmesini söyler. Çocuk babasının deli olduğunu düşünse de gider. Yılanı bulur ve durumu anlatır. Yılan deliğe iner ve kısa bir süre sonra ağzında bir altın lira ile iner. Şaşıran çocuk, ‘deliğin içi altınla dolu’ diye düşünür ve yılanı öldürüp altınların hepsini almak ister. Büyük bir taş alır fırlatır, yılan da can havliyle çocuğa zehirli dişlerini geçirir. Yılanın kuyruğu kopar, çocuk ise orada can verir.
Adam bunu duyunca çok üzülür, tek oğlunu kaybetmiştir.
İyileşince yılanın yanına gider:
-Biz seninle çok şey paylaştık, yıllarca dost kaldık. Oğlum sana ihanet etti ve sen de ona cezasını verdin. Bu benim suçum, oğlumu buraya göndermemeliydim. Herşeye rağmen senle dost kalmak isterim.
Yılanın yanıtı kesindir:
-Bende bu kuyruk acısı, sende bu evlat acısı oldukça bizden dost olmaz.
13 Şubat 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder