20 Şubat 2010 Cumartesi

BİR KÖPEĞİN HİKAYESİ

Bir insanla bir hayvan arasındaki bağ ne kadar güçlü olabilir ki?
İnsanoğlu nankördür.
Ya hayvanlar…
Ümitköy’den dostum Bedirhan Serhatoğlu’nun, veteriner kliniğinin panosundaki yazıyı okuduğumda bu soruyu bir kez daha sordum kendi kendime…
Bedirhan, “Çok fazla sayıda hasta sahibimiz bu yazıyı okuyarak ağladığını ve petlerine daha bir farklı gözle yaklaştığına şahidiz...” diyor.
xxxx
Kim kaleme aldı bilmiyorum;
Uzun süredir internette dolaşımda.
Ama belki okuyan olur, diğer canlıların da yaşama hakları bulunduğunu fark ederler umuduyla, ama maalesef kısaltarak bu köşeye alıyorum…
xxx
Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni yavrum diye çağırırdın. Sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam.
Zamanla işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın, kendine bir eş aramaya koyuldun. Sonunda birine aşık oldun ve evlendin.
Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben sevinçle karşıladım. Mutluydum, çünkü sen mutluydun.
Sonra insan bebekler geldi aramıza. Ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki -her nedense- onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz, beni ayrı bir odaya kapattınız.
Çocuklar büyüdükçe onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, minicik parmaklarını gözlerime soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar, burnuma öpücükler kondurdular. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım.
Artık senin köpeğin olmaktan çıkıp, itin biri oldum; bana yaptığın her masraf sana batmaya başladı.

Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım. Ta ki barınağa varana kadar.
Oğlunun tasmama yapışan elini zorla açmak zorunda kaldın. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, göz göze gelmemeye özen gösterdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.
Önce ayak seslerini duydum. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı. Uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Beni yavaşça kaldırıp masanın üstüne koydu, başımı okşadı, tasalanmamamı söyledi. Sayılı günlerim dolmuştu demek ki...
Eli çok hafifti, gözünden akan yaşları görmesem, ön patimdeki damarıma bağladığı turnikeyi nerdeyse fark etmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim.
Son nefesimle kuyruğumu son bir kez sallayarak, "Nasıl yaparsın" derken onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım. Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim! Seni her zaman anacağım, sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil. Son dileğim, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder