13 Şubat 2010 Cumartesi

ANKARA'DAN HAZ ALMAK

"Başbakan Tayyip Erdoğan İstanbul'a hareket etti..."
Televizyonların, gazetelerin haber merkezleri için bu cümle, hemen her hafta Cuma akşamlarının rutini haberi haline geldi.
Erdoğan, neredeyse 9 yıldır Ankaralı.
AK Parti'yi kurmaya karar verdiğinde, 2001 yılı sonlarında Başkent'e taşındı.
Önce Çankaya'da oturdu.
Yıllardır da Keçiören'de.
İkametgahı da burada.
xxx
Nedense Başbakan yıllardır hemen her hafta sonunu İstanbul'da geçiriyor.
En küçük fırsatta soluğu İstanbul'da alıyor.
Doğup büyüdüğü, çocukluk, gençlik yıllarının geçtiği, Belediye Başkanlığı yaptığı İstanbul'dan bir türlü kopamıyor.
Cuma akşamları İstanbul'a gidiyor, Pazar akşamı ya da hafta başında Başkent'e dönüyor.
xxxx
Başbakan'ın yoğun mesaisinin ardından enerji depolamak için hafta sonlarını haz aldığı İstanbul'da geçirmesi çok doğal.
Bunun şaşıracak bir yanı yok.
Peki Başkent'te ‘haz' duyulan yer, mekan var mı?
Ya da çocukluğunuzda, gençliğinizde, üniversite yıllarında haz duyduğunuz mekanlar duruyor mu?
xxxx
Kızılay'da asırlık çınarların altında yürümek yerine otoyol haline gelmiş bulvardan karşıdan karşıya bile geçememek...
Kumrular Sokak'ta çoktan çekip giden kumrular yerine dolmuşların egzoz sesini dinlemek...
Zafer Çarşısında kitapçıları dolaşmak yerine, mahalle pazarı gibi çığırtkanlarla uğraşmak...
Güvenpark'ta soluklanmak...
Veya bugün yaşı ergenliğe ulaşmış bir çok gencin hatırlamadığı Arı veya Akün'de film izlemek...
Bahçelievler'in bir zamanlar bahçeli olan sokaklarında dolaşmak...
Ve tarihe tanıklık eden Mülkiyeliler lokali yerine plazada dostlarımızla sohbet etmek.
xxxx
70'lerin, 80'lerin hatta 90'ların Ankarası artık nostaljiden ibaret.
Başkent, büyüdükçe de ‘haz' alanlarını yok eden, tüketen bir şehir haline geliyor nedense.
Kente anlam kazandıran mekanlar, yapılar sürekli bir dönüşüm halinde...
Kentin ana damarları büyürken ana damarları besleyen kılcal damarlar koparılıyor giderek...
xxx
Başbakan yerinde duramayan bir siyasetçi.
İyi de bir gözlemci.
Belki güvenlik nedeniyle yürüyüşler yapamasa da sık sık aracını durdurup çocuklara oyuncak dağıtıyor.
Bazen simit almak için duruyor, bazen bir taksi durağına misafir oluyor.
Sabah evinden çıktığında Keçirön'den Başbakanlığa gelinceye kadar artık eski halinden eser kalmayan Ulus'u; Sıhhiye'deki "U" köprüyü; Kızılay'daki terk edilmiş gökdeleni; ne olacağı belirsiz Kızılay binasını görüyor.
Başbakanlık'tan Güvenpark'ı; Meclis'e gidişinde Akay kavşağını; Çankaya'daki konuta çıkarken Atatürk Bulvarı'nı; fayanslarla kaplı, banyoyu andıran Kuğulu Kavşağını seyrediyor.
Eskişehir Yoluna girdiğinde yolun ortasına ne için yapıldığı belirsiz terk edilmiş Gökkuşağı'nı; AK Parti Genel Merkezi'ne gelirken hiçbir estetiği olmayan Çukurambar'ı; henüz ne olacağı bilinmeyen çirkinlik abidesi, Ankaralıların ‘demir kafes' dedikleri Kongre Merkezine bakıyor.
Ramazan ayında misafir olduğu Altındağ'daki, Mamak'taki gecekonduları yakından biliyor.
Sonunda kendisini İstanbul'a atmak için Cuma akşamlarını iple çekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder