DÖNÜŞ
Doğrusu Ankara'dan uzak kalmak zor...
Biz giderken kriz vardı.
Ruhumuz ‘tatil' diyorsa da ‘beynimiz' hâlâ işteydi...
Yemin krizi bitmiyor; ‘tatil' başlayamıyordu.
Neyse ki ‘uzlaşma' sağlandı;
Tümü olmasa da vekiller kürsüye çıktı, yemin etti;
Meclis tatile girdi de televizyonu kapatıp ruhumuzu da beynimizi de tatile teslim etmeyi başardık.
xxx
Televizyonu kapattık kapatmasına da sokakları kapatmak mümkün değil ki...
Sanki bütün Ankara Ayvalık'a taşınmış.
Her yer ‘06' plaka ile dolu.
Kızılay Meydanı mı, Ayvalık iskelesi mi belli değil.
Krizin etkisi sahilde, kafelerde de sürüyor.
Herkes ‘siyaset' konuşuyor.
Üstüne ‘şehit' haberlerinin travması...
Cunda'ya kaçsanız da bir şey değişmiyor.
Dibektaşında dövülen kahveyi yudumlayıp martıların kendini süzülerek bıraktığı denizi seyretmeye dalmayı hayal etseniz de, nedense artık her lokantada bunmayan Papalina'nın tadına bakmak isteseniz de yan masalarda politika konuşuluyor.
En iyisi ara sokaklara dalmak...
Ama, ‘ekonomik kriz' açıklamaları her şeyin üstüne tuz biber...
xxx
Belki de doğrusu ‘deniz tatili'ni boş verip memleketimin dağlarına kaçmak...
Önce seçim, ardından ‘yemin krizi' nedeniyle gidemediğim çocukluğumun dağlarına...
Hem, deprem sonrası Simav'a giden Yavuz (Donat) ağabey bile, dönüşte uğrayıp, "Kendimi Alplerde gibi hissettim, senin ne işin var Ankara'da" diyerek hasret damarlarını kabartmamış mıydı?
İşte fırsat bu fırsat...
4 saatlik zor bir yolculuktan sonra işte gürgen, kestane, çam ağaçları arasındaki köyüm...
2 ay önceki 5.9'luk depreme rağmen hâlâ canlı...
Sonrasında irili ufaklı 10 binden fazla deprem yaşamışlar halbuki...
Evim, ilkokulum, annem, babam, akrabalar, arkadaşlar, hatta oralarda bıraktığım kitaplar...
Hepsi orada...
Yıllar önce bıraktığım gibi...
Tek fark evlerin arasındaki çadırlar.
Bir de depremden sonra kendi elleriyle yıktıkları minareler.
xxx
Depremle yaşamayı öğrenmişler.
Uzmanlaşmışlar hatta...
Sallanıyorsunuz, "3.2" diyor birisi.
Beş dakika sonra internetten Kandili'nin sitesine bakıyoruz, doğru...
4'e kadar kimse yerinden kıpırdamıyor.
Deprem fıkraları yazıp neşelerini buluyorlar.
Tek dertleri ‘unutulmuşluk'...
"İstanbul'da küçük bir deprem olsa bütün gazeteler, televizyonlar ayağa kalkıyor, biz burada her gün sallanıyoruz tek satır yazmıyorsunuz" diye şikayet ediyorlar.
Bir de artık para etmeyen sebze meyveleri...
Gelen yetkililerin bu konudaki yakınmalara, verdiği "İyi ya... Milet ucuza yer. Artanı da siz kendiniz yersiniz" yanıtını eğlenerek anlatıyorlar.
Onca zorluğa rağmen moral buluyor, Ankara'yı unutturuyorlar.
Ama Ankara kendisini unutturmuyor.
Dönüş vakti geliyor.
xxx
Halbuki Sezen Aksu yine yapmıştı yapacağını;
"Bakarsın Umduğundan Güzel Geçer Yaz" deyip umutlandırmıştı.
Döndük...
O kadar çok şey birikmiş ki...
Ankara'nın ‘yeni' amblemine bile sıra gelmedi daha...
Ama daha yaz bitmedi.
Belki de yeni başlıyor.
"Bakarsın Umduğundan Güzel Geçer Yaz"
27 Temmuz 2011 Çarşamba
10 Temmuz 2011 Pazar
HABERTÜRK YAZILARI/ ELTON JOHN MOLASI
ELTON JOHN MOLASI
Konserin başlamasına belki daha iki saat vardı...
Ama arkamıza bile bakmadan fırladık bürodan.
Hâlbuki kriz sürüyordu Meclis'te...
xxx
Eskiler, yeni parçalar derken iki saat geçmiş meğerse;
Biz geçmişe, gençliğimizin parçalarına dönmekten ruhumuz yorulmuş, alkışlamaktan bitap düşmüşüz neredeyse...
O ise 64 yaşında olmasına rağmen es vermeyi bile düşünmüyor sanki.
Sesi yaşını ele vermiyor;
Piyanoda dans eden parmakları hiç yorulmuyor.
Alkışları da kendisini alkışlatmayı da çok seviyor.
Konserin sonu yaklaştığında genci yaşlısı sahne önüne biriktikçe coşuyor;
Bis yaparken de hiç nazlanmıyor.
İşte o zaman anlıyorsunuz neden ‘Sir' denildiğini...
Neden ‘gelmiş geçmiş en iyi 50 müzik sanatçısı' ilan edildiğini...
xxx
Şaka değil, Elton John gelmişti Ankara'ya...
Bir zamanlar ezbere bildiğimiz şarkılarını dinlerken adeta kendimizden geçtiğimiz Elton John Ankara'daydı.
Elton John'u bu kez Elton John'dan dinleyecektik.
Ne yeni kabine, ne yemin krizi;
Hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Soluğu Ankara Arena'da aldık.
‘Başkent'in cemiyet hayatının ünlü isimleri' oradaydı...
xxx
İstanbul'dan turneye gelenler ‘Ankara seyircisi farklı' der her zaman.
Sanata, sanatçıya saygısını özenle sergiler;
Salona ne zaman gireceğini, ne zaman alkışlayacağını, nerede ayağa kalkacağını bilir, Ankara seyircisi...
Ankara Arena bir tiyatro ya da CSO salonu değil elbet.
Konser de klasik müzik konseri değil.
Ama Elton John sahneye çıktığında salonun yarısı boştu neredeyse;
Üstelik birkaç kez anons edilmesine rağmen...
‘Cemiyet hayatının bazı ünlü isimleri' dışarıda atıştırmaya, içkisini yudumlamaya devam ediyordu;
Kahkahaları orkestrayı bastıracak biraz daha gayret etseler.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tam zamanında yerini almış eşi ve kızıyla beraber;
Salon adabına uygun ‘zarafet' örneği veriyor.
‘Cemiyet hayatının bazı isimleri' ise aldırış etmeden sahne önünden salına salına geçip koltuğunu arıyor;
Sanki ‘Ben de buradayım' dercesine...
Ama ‘Sir'ün umurunda değil...
Gözler tuşlarda ama O, kendisini şarkıya kaptıranları yakalıyor;
Ne sahnede, ne salonda kontrolü elden bırakıyor.
Şarkı aralarında piyano başından doğrulup, kimi zaman ‘yumruk havaya',
kimi zaman da parmağıyla uzaklardaki en arka sıralardaki seyircileri gösteriyor;
"Sen, sen, sen..."
Ayakta alkışlamanız gerek...
Ama ‘Cemiyet hayatının bazı ünlü isimleri' fırsatı kaçırmıyor;
Yine geçiyor sahne önünden...
Ellerinde cep telefonu, salına salına dışarıya çıkıyor...
Herkese gösterecek kendisini, kararlı;
‘Ben de oradaydım...'
xxx
‘Ankara seyircisine ne oldu' diye sormayacağım.
Elton John yeter bana.
Bir de itiraf etmek gerek;
Kısa süre önce Paris'te Roger Waters konseri sırasında Ulaş'la birlikte telefon edip ‘The Wall'ı dinle baba' diyen Barış'a kızgınlığımı soğuttu, kıskançlığıma teselli oldu ya...
Teşekkürler ‘Sir'
xxx
İki saatlik ‘Elton John molası' ruhumuza yetse de kriz yorgunluğumuza yetmedi.
Baharı yaşayamadık;
Bari yazı ıskalamayalım.
İzninizle kısa bir tatil molası...
Konserin başlamasına belki daha iki saat vardı...
Ama arkamıza bile bakmadan fırladık bürodan.
Hâlbuki kriz sürüyordu Meclis'te...
xxx
Eskiler, yeni parçalar derken iki saat geçmiş meğerse;
Biz geçmişe, gençliğimizin parçalarına dönmekten ruhumuz yorulmuş, alkışlamaktan bitap düşmüşüz neredeyse...
O ise 64 yaşında olmasına rağmen es vermeyi bile düşünmüyor sanki.
Sesi yaşını ele vermiyor;
Piyanoda dans eden parmakları hiç yorulmuyor.
Alkışları da kendisini alkışlatmayı da çok seviyor.
Konserin sonu yaklaştığında genci yaşlısı sahne önüne biriktikçe coşuyor;
Bis yaparken de hiç nazlanmıyor.
İşte o zaman anlıyorsunuz neden ‘Sir' denildiğini...
Neden ‘gelmiş geçmiş en iyi 50 müzik sanatçısı' ilan edildiğini...
xxx
Şaka değil, Elton John gelmişti Ankara'ya...
Bir zamanlar ezbere bildiğimiz şarkılarını dinlerken adeta kendimizden geçtiğimiz Elton John Ankara'daydı.
Elton John'u bu kez Elton John'dan dinleyecektik.
Ne yeni kabine, ne yemin krizi;
Hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Soluğu Ankara Arena'da aldık.
‘Başkent'in cemiyet hayatının ünlü isimleri' oradaydı...
xxx
İstanbul'dan turneye gelenler ‘Ankara seyircisi farklı' der her zaman.
Sanata, sanatçıya saygısını özenle sergiler;
Salona ne zaman gireceğini, ne zaman alkışlayacağını, nerede ayağa kalkacağını bilir, Ankara seyircisi...
Ankara Arena bir tiyatro ya da CSO salonu değil elbet.
Konser de klasik müzik konseri değil.
Ama Elton John sahneye çıktığında salonun yarısı boştu neredeyse;
Üstelik birkaç kez anons edilmesine rağmen...
‘Cemiyet hayatının bazı ünlü isimleri' dışarıda atıştırmaya, içkisini yudumlamaya devam ediyordu;
Kahkahaları orkestrayı bastıracak biraz daha gayret etseler.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tam zamanında yerini almış eşi ve kızıyla beraber;
Salon adabına uygun ‘zarafet' örneği veriyor.
‘Cemiyet hayatının bazı isimleri' ise aldırış etmeden sahne önünden salına salına geçip koltuğunu arıyor;
Sanki ‘Ben de buradayım' dercesine...
Ama ‘Sir'ün umurunda değil...
Gözler tuşlarda ama O, kendisini şarkıya kaptıranları yakalıyor;
Ne sahnede, ne salonda kontrolü elden bırakıyor.
Şarkı aralarında piyano başından doğrulup, kimi zaman ‘yumruk havaya',
kimi zaman da parmağıyla uzaklardaki en arka sıralardaki seyircileri gösteriyor;
"Sen, sen, sen..."
Ayakta alkışlamanız gerek...
Ama ‘Cemiyet hayatının bazı ünlü isimleri' fırsatı kaçırmıyor;
Yine geçiyor sahne önünden...
Ellerinde cep telefonu, salına salına dışarıya çıkıyor...
Herkese gösterecek kendisini, kararlı;
‘Ben de oradaydım...'
xxx
‘Ankara seyircisine ne oldu' diye sormayacağım.
Elton John yeter bana.
Bir de itiraf etmek gerek;
Kısa süre önce Paris'te Roger Waters konseri sırasında Ulaş'la birlikte telefon edip ‘The Wall'ı dinle baba' diyen Barış'a kızgınlığımı soğuttu, kıskançlığıma teselli oldu ya...
Teşekkürler ‘Sir'
xxx
İki saatlik ‘Elton John molası' ruhumuza yetse de kriz yorgunluğumuza yetmedi.
Baharı yaşayamadık;
Bari yazı ıskalamayalım.
İzninizle kısa bir tatil molası...
7 Temmuz 2011 Perşembe
HABERTÜRK YAZILARI- KÜÇÜLEN DEVLET
KÜÇÜLEN DEVLET
Yıllardır tartışılır durur.
"Ankara sivil bir başkent olmaktan çok askeri bir başkent gibi.
Askeri karargahlar Sivil Başkent'e yakışmıyor."
Kimi zaman üst perdeden demeçler verilir, sonra unutulur...
xxx
Askeri binaların taşınması konusunda meğerse ilk adım atılmış;
Beştepe'deki Jandarma Genel Komutanlığı karargahının İncek'e taşınması konusunda çalışmalar başlamış.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, HABERTÜRK'ü ziyareti sırasında ipuçlarını verdi ancak ayrıntılarını açıklamadı.
Bakan'ın asıl hayali, Genelkurmay Karargahının ‘müze' haline getirilmesi.
Ama kısa vadede gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.
xxx
Jandarma Genel Komutanlığı karargahı Beştepe'de...
Birkaç yıl çevresinde 10-15 katlı apartmanlar yükselse de orman manzaralı.
Atatürk Orman Çiftliği'ne hakim bir noktada.
Galiba bir SİT sorunu var ama boşaldıktan sonra Başbakanlık için yeni bina yapılacağı konuşuluyor.
Orası olmasa bile yine tam karşısında Orman Genel Müdürlüğü lojmanlarının bulunduğu yer bile olabilir deniliyor.
Görünen o ki Başbakanlık da Kızılay'dan taşınacak.
xxx
Aslında eski bir proje...
Özal'ın Başbakanlığı döneminde beri konuşuluyor.
Bakanlıkların Eskişehir yolu üzerine taşınması planlanıyor.
Çoğu taşındı zaten...
Yakında Danıştay ile Tarım Bakanlığı da yeni binalarında faaliyete geçecek.
Sanıyorum 1991'di, Mesut Yılmaz Başbakan...
Bilkent'te katıldığı bir etkinlikten sonra Başbakanlığa dönmedi;
Programında olmamasına rağmen inşaat denetemeye gitti.
İkiz Kuleler henüz inşaat halinde;
TEKEL binası olacaktı.
Binayı beğenince gökdelenlerin Başbakanlık binası olması, bütün birimlerin buraya taşınması kararlaştırıldı.
"Benim burada olmam önemli değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlık binasının böyle görkemli olması lazım" diyordu.
Sonrası malum...
Yıllarca bitirilemedi.
TOBB'a satıldı...
xxx
Yıllardır hep aynı cümleleri duyarız;
"Devlet küçültülecek"
12 Eylül döneminde Evren bu cümleyi kurduktan sonra PTT'nin yaptırdığı binaya el konulmuş, ‘Yeni Başbakanlık' olmuştu.
O zamanlar Ankara'nın en yüksek binalarından biriydi.
ANAP döneminde ‘devleti küçültüyoruz" denildi; Çevre Bakanlığı kuruldu.
İlk bakan Doğancan Akyürek değişik bir isimdi.
"Çevre Bakanlığı'nın binası, Ankara'nın çevre sorunları en ağır bölgesinde olmalı" deyip İskitler'e gitti.
Ali Talip Özdemir bakan oldu, Kızılay'da bir apartmana taşındı.
İmren Aykut geldi, Eskişehir yoluna...
Ardından yine devletin küçülmesi...
Bu kez Orman Bakanlığı kuruldu.
İlk Bakan Mustafa Kalemli oldu...
Aradan yıllar geçti, iki bakanlık birleşti; hemen yanımıza taşındı.
Devlet küçülüyor derken, ortaya 40 kat mı 50 kat mı bir türlü saymayı beceremediğim bir bakanlık binası ortaya çıktı.
Küçülen devletin simgesi oldu.
Görünen o ki Kızılay yakında boşalacak.
Kim bilir belki 40-50 yıl sonra birileri, şimdi Ulus'ta olduğu gibi "Kızılay Tarihi Kent Merkezi Projesi" hazırlamak zorunda kalır...
Yıllardır tartışılır durur.
"Ankara sivil bir başkent olmaktan çok askeri bir başkent gibi.
Askeri karargahlar Sivil Başkent'e yakışmıyor."
Kimi zaman üst perdeden demeçler verilir, sonra unutulur...
xxx
Askeri binaların taşınması konusunda meğerse ilk adım atılmış;
Beştepe'deki Jandarma Genel Komutanlığı karargahının İncek'e taşınması konusunda çalışmalar başlamış.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, HABERTÜRK'ü ziyareti sırasında ipuçlarını verdi ancak ayrıntılarını açıklamadı.
Bakan'ın asıl hayali, Genelkurmay Karargahının ‘müze' haline getirilmesi.
Ama kısa vadede gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.
xxx
Jandarma Genel Komutanlığı karargahı Beştepe'de...
Birkaç yıl çevresinde 10-15 katlı apartmanlar yükselse de orman manzaralı.
Atatürk Orman Çiftliği'ne hakim bir noktada.
Galiba bir SİT sorunu var ama boşaldıktan sonra Başbakanlık için yeni bina yapılacağı konuşuluyor.
Orası olmasa bile yine tam karşısında Orman Genel Müdürlüğü lojmanlarının bulunduğu yer bile olabilir deniliyor.
Görünen o ki Başbakanlık da Kızılay'dan taşınacak.
xxx
Aslında eski bir proje...
Özal'ın Başbakanlığı döneminde beri konuşuluyor.
Bakanlıkların Eskişehir yolu üzerine taşınması planlanıyor.
Çoğu taşındı zaten...
Yakında Danıştay ile Tarım Bakanlığı da yeni binalarında faaliyete geçecek.
Sanıyorum 1991'di, Mesut Yılmaz Başbakan...
Bilkent'te katıldığı bir etkinlikten sonra Başbakanlığa dönmedi;
Programında olmamasına rağmen inşaat denetemeye gitti.
İkiz Kuleler henüz inşaat halinde;
TEKEL binası olacaktı.
Binayı beğenince gökdelenlerin Başbakanlık binası olması, bütün birimlerin buraya taşınması kararlaştırıldı.
"Benim burada olmam önemli değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlık binasının böyle görkemli olması lazım" diyordu.
Sonrası malum...
Yıllarca bitirilemedi.
TOBB'a satıldı...
xxx
Yıllardır hep aynı cümleleri duyarız;
"Devlet küçültülecek"
12 Eylül döneminde Evren bu cümleyi kurduktan sonra PTT'nin yaptırdığı binaya el konulmuş, ‘Yeni Başbakanlık' olmuştu.
O zamanlar Ankara'nın en yüksek binalarından biriydi.
ANAP döneminde ‘devleti küçültüyoruz" denildi; Çevre Bakanlığı kuruldu.
İlk bakan Doğancan Akyürek değişik bir isimdi.
"Çevre Bakanlığı'nın binası, Ankara'nın çevre sorunları en ağır bölgesinde olmalı" deyip İskitler'e gitti.
Ali Talip Özdemir bakan oldu, Kızılay'da bir apartmana taşındı.
İmren Aykut geldi, Eskişehir yoluna...
Ardından yine devletin küçülmesi...
Bu kez Orman Bakanlığı kuruldu.
İlk Bakan Mustafa Kalemli oldu...
Aradan yıllar geçti, iki bakanlık birleşti; hemen yanımıza taşındı.
Devlet küçülüyor derken, ortaya 40 kat mı 50 kat mı bir türlü saymayı beceremediğim bir bakanlık binası ortaya çıktı.
Küçülen devletin simgesi oldu.
Görünen o ki Kızılay yakında boşalacak.
Kim bilir belki 40-50 yıl sonra birileri, şimdi Ulus'ta olduğu gibi "Kızılay Tarihi Kent Merkezi Projesi" hazırlamak zorunda kalır...
4 Temmuz 2011 Pazartesi
HABERTÜRK YAZILARI- ÇİÇEK GİBİ
ÇİÇEK GİBİ...
Muhtemelen şimdi bulutların üzerinden bakıp bizimle dalga geçiyordur.
Kesin küfrediyordur, ağız dolusu;
"Köftehorlar ben size demedim mi... Zaten sözümü hiç dinlemediniz..."
xxxx
Evet söyledi.
Hem de yıllar yıllar öncesinden bildi;
"Çocuklar bu adama dikkat edin. Çok büyük adam olacak" dedi.
Hem de birini değil, ikisini birden bildi...
Emel Aktuğ'dan söz ediyorum.
Bizim kuşak için ‘Emel Abla'
Bizden öncekilerin ‘Kara Bomba'sı
Herkesin ‘aşık' olduğu kadın...
Aramızdan ayrılalı 4 yıl olmuş meğerse...
xxx
Galiba 1986 ya da 87...
Yozgat'tayız.
O dönem Başbakan olan rahmetli Turgut Özal'ı izliyoruz.
Miting bitmiş, haberleri yazdırmış, hep beraber yemekteyiz.
Emel Abla sürekli koşturup duran birini işaret etti;
"Çocuklar bu adama dikkat edin. Çok büyük adam olacak..."
Gösterdiği kişi Cemil Çiçek;
O zamanlar henüz Yozgat Belediye Başkanı...
xxxx
Bu kez 90'lı yıllar.
Galiba henüz Meclis basın bürosu üst kata taşınmadı.
Hiçbir gazete, ajansın odası güneş yüzü görmüyor;
Çoğu telefon kulübesinden bozma.
Hücre gibi.
Ama Emel Ablanın odası öyle mi?
Sanki salon salomanje...
Üstelik Meclis bahçesine bakıyor, balkonlu.
Tam da giriş kapısının yanında;
Siyasetçisi, gazetecisi, bürokratı her geçen mutlaka uğruyor.
Keramet odada değil, Kara Bomba'nın sohbetinde...
Refah Parti'li milletvekilleri Meclis'e ilk kez girmiş.
Aralarında çok genç isimler de var...
Onlardan birisi haftanın iki üç günü basın bürosunda.
Daha çok da Emel Ablanın odasında.
Entelektüel düzeyi yüksek sohbetler yapılıyor.
Bir gün yine Emel Abla konuğunu uğurladıktan sonra bize döndü.
Yine aynı uyarı;
"Çocuklar bu adama dikkat edin. Çok büyük adam olacak..."
O milletvekili de Abdullah Gül...
xxx
Cemil Çiçek, Meclis Başkan adayı gösterilince Emel ablayı hatırladım yine.
Kusura bakma Emel Abla...
Yine kötü bir sınav veriyoruz.
Bırakalım 15-20 yıl sonrasını öngörmeyi,
Senin de çok sevdiğin mesleğin maalesef sadece ‘dedi ki'den öteye gidemiyor.
Ezberler bozulamıyor.
Muhtemelen şimdi bulutların üzerinden bakıp bizimle dalga geçiyordur.
Kesin küfrediyordur, ağız dolusu;
"Köftehorlar ben size demedim mi... Zaten sözümü hiç dinlemediniz..."
xxxx
Evet söyledi.
Hem de yıllar yıllar öncesinden bildi;
"Çocuklar bu adama dikkat edin. Çok büyük adam olacak" dedi.
Hem de birini değil, ikisini birden bildi...
Emel Aktuğ'dan söz ediyorum.
Bizim kuşak için ‘Emel Abla'
Bizden öncekilerin ‘Kara Bomba'sı
Herkesin ‘aşık' olduğu kadın...
Aramızdan ayrılalı 4 yıl olmuş meğerse...
xxx
Galiba 1986 ya da 87...
Yozgat'tayız.
O dönem Başbakan olan rahmetli Turgut Özal'ı izliyoruz.
Miting bitmiş, haberleri yazdırmış, hep beraber yemekteyiz.
Emel Abla sürekli koşturup duran birini işaret etti;
"Çocuklar bu adama dikkat edin. Çok büyük adam olacak..."
Gösterdiği kişi Cemil Çiçek;
O zamanlar henüz Yozgat Belediye Başkanı...
xxxx
Bu kez 90'lı yıllar.
Galiba henüz Meclis basın bürosu üst kata taşınmadı.
Hiçbir gazete, ajansın odası güneş yüzü görmüyor;
Çoğu telefon kulübesinden bozma.
Hücre gibi.
Ama Emel Ablanın odası öyle mi?
Sanki salon salomanje...
Üstelik Meclis bahçesine bakıyor, balkonlu.
Tam da giriş kapısının yanında;
Siyasetçisi, gazetecisi, bürokratı her geçen mutlaka uğruyor.
Keramet odada değil, Kara Bomba'nın sohbetinde...
Refah Parti'li milletvekilleri Meclis'e ilk kez girmiş.
Aralarında çok genç isimler de var...
Onlardan birisi haftanın iki üç günü basın bürosunda.
Daha çok da Emel Ablanın odasında.
Entelektüel düzeyi yüksek sohbetler yapılıyor.
Bir gün yine Emel Abla konuğunu uğurladıktan sonra bize döndü.
Yine aynı uyarı;
"Çocuklar bu adama dikkat edin. Çok büyük adam olacak..."
O milletvekili de Abdullah Gül...
xxx
Cemil Çiçek, Meclis Başkan adayı gösterilince Emel ablayı hatırladım yine.
Kusura bakma Emel Abla...
Yine kötü bir sınav veriyoruz.
Bırakalım 15-20 yıl sonrasını öngörmeyi,
Senin de çok sevdiğin mesleğin maalesef sadece ‘dedi ki'den öteye gidemiyor.
Ezberler bozulamıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)