29 Ocak 2012 Pazar

HABERTÜRK YAZILARI- UĞURLAR OLMASIN





UĞURLAR OLMASIN

"Ölümü cebimde taşırken; ölümsüz olmak isterdim..."
Herkesin beklediği kar, dağ başında yakalamıştı.
Eskişehir'i geçmiş, Ankara'ya bir türlü yaklaşamıyorduk.
Galiba ileride bir kaza vardı.
Kayan arabalar, yolu açmaya çalışan karayolları ekipleri, kural tanımaz TIR'lar...
Yol tıkanmış, otobüsümüz ilerlemiyordu.

xxx

Bereket otobüsümüz ‘lüks'tü...
İnternet bağlantısı, her koltukta televizyon...
Beklemekten sıkılınca bir film seçiyorum;
Özensiz, dikkatsiz, umarsız...
Uçurumun kenarında bir kadının öyküsü;
Ve, hep bir adım gerisinde tutmaya çalıştığı adamla aşkı...
"İncir Reçeli" ...
Zaman geçirmek için rastgele seçtiğim film giderek daha çok içine çekiyor beni.
Ufacık bir replik ise alıp götürüyor yıllar öncesine;
"Ölümü cebimde taşırken; ölümsüz olmak isterdim..."

xxx

Film ilerliyor ama zihnimde 19 yıl öncesinin Karlı Sokak'ı...
Fırlayıp gidiyoruz acı haberi alınca.
Ortalık kıyamet gibi.
Her şey birbirine girmiş, herkes şaşkın, herkes çaresiz.
Tam da bombayı patlatanların istediği gibi...
Cenaze töreni ise görüp görebileceği en muhteşem kalabalığa ev sahipliği yapıyor.
Ölümü cebinde taşıyan adam artık ölümsüz...

xxx

19 yıldır ilk kez Uğur Mumcu sokağında olamadım 24 Ocak'ta.
Bu kez televizyondan izlemek zorunda kaldım uzakta.
Yine bildik görüntüler, yine bildik nutuklar.
Yine karanfiller ve mumlarla yine o bildik şarkı.
Kalabalık yine hep bir ağızdan eşlik ediyor Selda Bağcan'a
"Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun"

xxx

Ne değişti ki 19 yılda?
Katiller mi bulundu, cinayetler mi aydınlandı?
Uğurlar mı oldu, Uğur olmaya çalışanların başına neler geldi?
İsyan edesim geliyor ekran başında.
Artık Uğurlar olmasın...

xxx

Yol açılıp otobüs hareket etmeye başlayınca geçmişten sıyrılıp yeniden dönüyorum ‘İncir Reçeli'ne...
Bu kez başka bir replikte takılıp kalıyorum:
-Metin: Bedenin bu kadar ucuz muydu bilemedim.
Duygu: Asıl ucuz olan ne biliyor musun? Beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız.

22 Ocak 2012 Pazar

HABERTÜRK YAZILARI- BRÜKSEL ONAYLI SANAT SOKAĞI


BRÜKSEL ONAYLI SANAT SOKAĞI

Önce girişindeki "Madenci Anıtı"yla selamlar sizi...
Üretkenliğe davet eder.
Farklı bir sokak olduğunu hissettirir.
Her ne kadar yapıştırılmış afişlerle dolu olsa da arkadaki kitapçıları görmenizi engellemez kirli cam...
Artık sahafların çoğu terk etse de 40-50 metrelik farklı bir atmosferdir yine de.

xxxx

Olgunlar Sokak...
Başkent'in eski kitap kurtlarının mekanı.
Yıllar önce mahkeme kararı ile kurtulmuştu.
Bugünlerde kaderi yine dönüm noktasında.
Başkent'in gerçek anlamda ilk ‘Sanat Sokağı' olma yolunda...
Üstelik Brüksel onaylı...

xxx

Yıllar önce sokak nedeniyle diplomatik kriz çıkaran Belçika Büyükelçiliği bu kez destek verdi.
Galiba 5-6 yıl önceydi.
Sokak sakinlerinden Belçika Büyükelçisi, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'i ziyaret etmiş, bahçe duvarının bitişiğindeki büfelerden şikayetçi olmuştu.
Bununla da yetinmemiş, "Bahçemize çöp atıyorlar" diyerek Dışişleri'ne bir nota vermişti.
Bizde kriz yaratmak da çözmek de kolaydır.
Büyükşehir Belediye Meclisi de büfelerin kaldırılıp sokağın trafiğe açılmasını kararlaştırmıştı.
Neyse ki o zaman mahkemeler böyle kararlar alabiliyordu;
Ankara 10. İdare Mahkemesi iptal etti de Başkent'in tek kitapçı sokağı kurtuldu.

xxx

Olgunlar kurtuldu ama aradan geçen 5-6 yılda gelişemedi;
Aksine epey geriye gitti.
Sahafların çoğu terk etti;
Tezgahları korsan kitaplar; sınavlara hazırlık kitapları doldurdu.
Metin Yurdanur'un heykeli iyice bakımsız kaldı.
İnsanları içeriye doğru çekmez oldu.
Neredeyse yürünemez bir hal aldı.

xxx

Çankaya Belediyesi'nden basın bülteni gelince ben de heyecanlandım doğrusu.
Ama öncelikle Belçikalı komşunun tepkisini merak ettim.
Projeyi Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Buğra Gökçe hazırlamıştı.
Çalışmalarının bir örneğini çıkarıp Büyükelçilikten randevu almış;
Planları masaya yayıp uzun uzun açıklamış.
"Görünce çok heyecanlandılar, çok beğendiler" diyordu.
Zaten böyle bir projeye imza atacağı için çok heyecanlıydı.
Onların heyecanını anlatırken kendi heyecanı katlanıyordu.
Projenin bir örneğini bana da gönderdi.
Maket de olsa beğenmemek mümkün değil.

xxx

Öncelikle Bulvar'dan Kızılırmak'a kadar araç trafiğine kapatılacak.
Kitapçılar ve büfeler duvar diplerinden yolun ortasına alınacak.
Ortada da ‘askeri disiplin'le sıralanmayacak.
Aralarda küçük meydancıklar oluşturulacak, buralara da minik çay bahçeleri...
Kitapçılar mümkün olduğu kadar şeffaf tasarlanmış.
Buğra Gökçe, "Kitapçıların kamusal alanı işgal eden değil ona hizmet eden bir yapı olduğunu göstermek istedik" diyor.
Ne de olsa şehir plancısı...
Karanfil ile Olgunlar'ın kesişiminde de ufak bir amfi tiyatro.
Artık amatör müzik grupları mı olur, sokak tiyatroları mı?
Onu zaman gösterecek.
Bir yandan kitap karıştırıp bir yandan müzik dinlemek...
Şimdiden hayali bile güzel.

xxx

Gelelim diplomatik kriz yaratan komşuluğa.
Büyükelçilik duvarının önüne sergi aksı oluşturacak.
Buranın yığma taş duvar şeklinde yapılması planlanıyor.
Önünde ressamlar, resim sergileri...
Brüksel'den de onay gelirse artık Büyükelçilik çalışanları sanırım bahçesinden çöp toplamaktan da kurtulacak.

xxx

Olgunlar Sokağın üst kısmı trafiğe açıktı.
Ama sözde açık.
Neredeyse açık otopark.
Park eden arabalar nedeniyle kaldırımlardan yürümek, arada kalan tek şeritten de araba kullanmak mümkün değildi.
Arabayla Karanfil'e kadar inip oradan Akay'a çıkmak için 500 metrelik yol çoğu zaman arabayla 10-15 dakikayı buluyordu.
Şimdi üst kısmın da araç trafiğine kapatılması planlanıyor.
Çankaya Belediyesi önümüzdeki hafta içinde sokaktaki otel sahipleri ve iş yeri yöneticileri ile toplantı yapıp, projeyi anlatacak.
Umarız onlardan bir engel çıkmaz...

xxx

Çankaya Belediyesi'nin ‘Sanat Sokağı'ndan belki Paris'in ‘Ressamlar Tepesi', Moskova'nın ‘Arbad'ı, Berlin'in ‘Sanat Sokağı' çıkmayacak.
Ama Mardin'de bile ‘Serkiz Löle Sanat Sokağı' açılalı yıllar oluyor.
Sanat ve sanatçının Başkent'i terk etmesine inat, yola koyulan ‘eser' desteği hak ediyor.
Umarız proje tamamlanınca ‘Madenci' de toprağın altına inmez.

18 Ocak 2012 Çarşamba

HABERTÜRK YAZILARI- DARWİN ADLI ŞAHIS

DARWİN ADLI ŞAHIS

Hani denir ya;
"Böylesini ne gördüm, ne duydum..."
Son bir hafta içinde iki kez aynı duyguya kapıldım.
Üstelik konu da Darwin...

xxx

Önce bir bilim yuvasında;
TÜBİTAK'ta...
TÜBİTAK Başkanlığına atanan Yücel Altunbaşak, kahvaltılı toplantıyla çıktı basının karşısına.
Bir nevi tanışma toplantısıydı.
Önce Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında alınan kararlara değindi.
Türkiye'nin Steve Jobs'unu, Mark Zuckerberg'ini yetiştirecek projeleri anlattı...
Sonra 2500 kilometrelik füze hedefini...
Aslında füze haberine yabancı değildik.
Başbakan Erdoğan'ın "Ambargo altındaki İran yapıyorsa biz de yapabiliriz" dediği füzeyi, toplantının hemen ertesi günü HABERTÜRK'te manşetten duyurmuştuk;
Başkan da şaşkındı;
"Aslında toplantı basına kapalıydı..."
Ardından can alıcı soru arkadaşımız Deniz Zeyrek'ten geldi:
-Evrim teorisi konusunda düşüncenizi öğrenebilir miyim?
Prof. Dr. Altunbaşak, belli ki böyle bir soruyu beklemiyordu;
Şaşırınca, Deniz ekleme gereği duydu:
-Niyetim spekülasyon değil. Daha önce TÜBİTAK dergisinde Darwin'in sansürlendiği tartışması vardı. Kişisel olarak Darwin'e bakış açınızı merak ettim..."
Altunbaşak'ın yanıtı, ilk başlarda, o günkü KCK operasyonlarının gölgesinde kaldı.
Ama birkaç gündür tartışılıyor:
"Türkiye'nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var..."

xxx

Darwin, ülkenin ‘birlikteliğini' nasıl bozabilirdi?
Birkaç gün sonraki sohbete tanık olmasam Darwin'in de ‘bölücü' olabileceği hiç aklıma gelmezdi doğrusu...
Bir milletvekili ülkedeki suç oranlarını merak etmiş;
Soru önergesinin giriş bölümündeki ‘edebiyat' kısmını biraz da abartmış, konuyu Darwin'e kadar getirmiş.
Darwin'in bölücülüğü soruyla değil, yanıtla ilgili...
Milletvekiline gönderilecek metni imzalayan bürokratın yalancısıyız;
"Arkadaşlar cevabı hazırlamışlar, ben paraf ettikten sonra üst makamlara vereceğiz, onlar da Bakan'a takdim edecekler.
Parafımı attım, dosyayı verdim. Arkadaş tam kapıdan çıkacak, içime kurt düştü. Ne yazmışlar merak ettim, ‘getir bakayım' dedim.
Epeyce rakam, altında bir cümle;
‘Darwin denilen şahsa kayıtlarımızda rastlanamamıştır.'
Gülsem mi, kızsam mı bilemedim.
Düşünsenize Meclis'e bu metni yollasaydık ne olurdu?"

xxx

12 Eylül öncesinde, V.I. Lenin yazısını görünce ‘Altıncı Lenin' diye tutanak tutturan;
Ya da duvarda posteri görünce, gözaltına aldığı gence, "Hiç olmazsa şu sakallı nur yüzlü dedenden utan" diyen polis hikayelerini çok dinlemiş;
Ampulün mucidi Edison'un rakibi olarak bilinen, elektrik motorlarının geliştirilmesini sağlayan ünlü fizikçinin "Nikolas Tesla isimli şahıs" diye iddianameye girmesine tanıklık etmiştik.
Ama Darwin'in ‘bölücü' olabileceği aklımıza bile gelmemişti.

16 Ocak 2012 Pazartesi

HABERTÜRK YAZILARI- 19 MAYIS

19 MAYIS

Galiba ilk kez 80'li yılların başında tanıştım 19 Mayıs'la;
Ankara'ya gelişimin ilk yıllarında...
Üniversiteden arkadaşlarla ‘değişiklik olur' diye düşünmüştük.
Darbe dönemi olmasına rağmen stadyum tıklım tıklımdı.
Değişik bir deneyim olmuştu doğrusu, epey de eğlenmiştik.

xxx

Aradan geçen 30 yıl çok şeyi değiştirdi galiba...
O gün 19 Mayıs Stadyumunun ‘Şeref' locasında oturan generaller şimdi yargıç önüne çıkmayı bekliyor.
O gün stadyumun ortasında yürüyen, gösteri yapan Harbiyelilerin çoğu albaylıktan emekli oldu belki de.
Generalliğe terfi etmeyi başaranların bir kısmı Silivri'de muhtemelen...
19 Mayıs Stadyumunun tarihe karışmasına az kaldı;
Milli Eğitim Bakanlığı'nın genelgesiyle de 19 Mayıs'ı bayram olmaktan çıkarıp çıkarmayacağı tartışılıyor.

xxx
Milli Eğitim'in 19 Mayıs genelgesinde "Kutlamalara gönüllü olmayan velilerin okulla ilişkilerinin bozulması" gerekçe gösterilmiş.
Okuyunca öğrencilik dönemimizi hatırladık ister istemez.
19 Mayıs ayrı bir macera idi bizim için.
Belki biraz derslerden kaçmak;
Belki de farklı bir atmosfer.
Zaten stadyumda yoktu ki...
‘Çayır'daki kutlamaları hala özlemle hatırladığımıza;
Bayrama katıldığımız için öğretmenimizin verdiği ‘Orhan Kemal' romanlarını hala sakladığımıza;
24 Kasım'larda o öğretmenlerimizi bulmak için uğraştığımıza göre epey katkısı olmuş doğrusu...
‘Veli' olarak da ‘çocuklarımı bayrama götürüyorlar' diye kızmak aklıma bile gelmedi nedense.
Daha ‘hassas' veliler de varmış demek ki...

xxx

İlk 19 Mayıs'ı izlemek için gittiğimiz 19 Mayıs Stadyumu ‘rezil' durumdaydı.
Binlerce insan toplanmış.
Tribünler oturacak halde değil;
Tuvaletler rezalet...
Kadın-erkek ayrımı hiç düşünülmemiş.
Kokudan girmek mümkün değil.
Stattaki coşku görülmeye değer olmasına rağmen kendimizi zor atmıştık dışarı.
Bayramı kutlamaya Gençlik Parkı'nda devam etmiştik.
Sonraki yıllarda 19 Mayıs Stadyumu'nun koşulları biraz olsun düzeltildi ama bayramlara halkın katılımı azaldı.

xxx

19 Mayıs Stadyumu'nun Projesini İtalyan mimar Vietti Violi hazırlamış.
1936'da yapılmış.
76 yıldan buyana sayısız tören ve maçlara ev sahipliği yapmış.
Şimdi akıbeti meçhul.
Henüz yöneticilerimiz kararını tam olarak vermiş değiller.
Yeni stat için Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Ümitköy Kavşağı'nda Zırhlı Tümen'in ağaçlandırdığı araziyi beğenmişlerdi.
Stadın kent dışına çıkacağı kesin gibi.
Ama 19 Mayıs ne olacak?
Bir süre önce HT Ankara olarak gündeme getirdiğimizde Vali Alaattin Yüksel, "Yenilenecek";
Başkan Gökçek ise "belki yıkılır yeniden yapılır" açıklaması yapmıştı.
Kesin olan bir şey var ki, 19 Mayıs'ların geleceği yeniden çiziliyor.
Kaderinin ne olacağı biraz da sizlere bağlı değil mi?

HABERTÜRK YAZILARI- HIRSIZLAR

HIRSIZLAR...

Daha iki ay geçmedi üzerinden;
"Son dönemde hırsızlar Çayyolu bölgesinde adeta ‘cirit' atıyorlar" diye yazmıştık.
Eski bakanlardan Azimet Köylüoğlu, Selma Aliye Kavaf, CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal...
Ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıp istediği eve girip çıkıyorlar, yükte hafif pahada ağır ne bulurlarsa alıp götürüyorlardı.
Sanki içimize doğmuştu sıranın bize geldiği...
xxx

Peşinden Cemal Doğan'ın haberi gelmişti.
Hırsızlar aralarında emekli emniyet müdürlerinin oturduğu Yeşil Vadi Sitesi'ni de yol geçen hanına çevirmişti sanki.
11 ayda 11 kez hırsız girmiş.
Son mağdur da emekli emniyetçiydi.
Evininin yatak odasındaki çantayı almışlar.
Aynı sitede oturan Avukat Nusret Güler, suç duyurusunda bulunmuş;
"Sıra ne zaman bize gelecek, bekliyoruz" diye soruyordu.
xxx
Haber yayınlanınca Ankara Emniyeti'nden arandık...
Son derece ‘nazik' biçimde olayların abartıldığını söyleyip, bu siteden sadece 2 hırsızlık olayının kendilerine intikal ettiğini anlatmışlardı.
Sonra da ‘istatistik'leri göndermişlerdi;
"Çayyolu bölgesinde 10'u evden 5'i işyerinden olmak üzere toplam 15 hırsızlık olayı aydınlatılmıştır. 39 şüpheli hakkında yasal işlem yapılmıştır..."

xxx

Emniyet'in son istatistikleri nasıl bilemiyorum ama bir arttığı kesin...
Cumartesi günü sonunda sıra bize de geldi...
Evde olmadığımız bir sırada kaşla göz arasında girip ne bulurlarsa götürdüler.
Bize ise hırsızlarla karşılaşmadığımız için dua etmek kaldı;
"Maazallah, bunlar tehlikeli adamlardır, her şeyi göze alırlar; cana geleceğine mala gelsin..."
"Hırsızlar Emniyet'i mi tekzip ettiler" yoksa bize ‘işimize karışma' mesajı mı vermek istediler diye düşünmeden edemedim doğrusu.

xxx
Çayyolu kısa süre öncesine kadar ‘Jandarma Bölgesi' idi.
Her an devriye gezen bir jandarma ekibiyle karşılaşıyorduk.
Biz de ‘kırsal kesimde oturuyoruz' diye espri yapıyorduk kendi aramızda.
Görüntü ‘ileri demokrasi'mizin Başkentine yakışmıyordu;
Sonunda Jandarma çekildi, polis geldi.
xxx

Baykal'ın evine hırsız girdiği istihbaratı gelince telefona sarılıp kendisini aramıştım.
"Sesleri duyup ben üzerlerine yürüyünce kaçmışlar" dedi...
"Hiç çekinmediniz mi? Eve giren her şeyi göze almış demektir" diye sorduğumuzda ise çaresizliğini dile getiriyordu:
"Ne yapacaktım ki Ahmet? Birileri mahreminize, evinize giriyor..."
Şimdi daha iyi anlıyorum o psikolojiyi...
"Evinize giriyorlar..."
xxx
Ankara polisi şimdi hırsızları bulmak için uğraşıyor.
Ellerindeki tek kanıt - o da işe yararsa- parmak izi...
Bulsalar ne olacak?
Ya kırılan ‘güven' duygusu...

4 Ocak 2012 Çarşamba

HABERTÜRK YAZILARI- ÇAMUR HAZIRLAYICI

ÇAMUR HAZIRLAYICI

HABERİ görünce doğrusu çok şaşırdım.
14 yıl Parlamento muhabirliğim sırasında böyle bir şeyi ne duydum ne gördüm.
Odacısından Genel Sekreterine neredeyse tüm personeli tanıdım.
Ama böylesiyle karşılaşmadım.

xxx
Meclis'e ‘meydancı' alınmış.
Hem de 3 kişi...
Şaşırmamak elde mi?
'Meydancı' denince insanın aklına cezaevinden başka bir şey gelmiyor çünkü.
Zaten, Türk Dil Kurumu Sözlüğünün karşısında da öyle yazıyor;
"Hapishane koğuşlarında ayak işlerini gören kimse..."
Yıllar önce Meclis kapısından milletvekillerinin yaka paça gözaltına alınmasına tanıklık etmiştik;
Hatta Meclis kulisinde cinayet işlenmiş, gözümüzün önünde milletvekili can vermişti.
Milletvekillerinin cezaevinde kaldığını, yemin bile edemediğini de bu dönem gördük.
Ama herhalde Meclis ‘cezaevi' olamaz, ‘meydancı' çalıştırılamazdı.

xxx

TBMM Başkanlığı, verilen bir soru önergesini yanıtlarken 2003'ten beri Meclis'e alınan personelin listesini açıklamış.
Listeye baktıkça insan daha da şaşırıyor;
Cilacı, ciltçi, dağıtıcı, döküm rötuşçu, düz taşçı, motif taşçı.
Ya bu arkadaşlar Meclis'te ne iş yapıyor dersiniz;
Kurşuncu, model kalıpçı...
Meclis'in mehabetiyle ne kadar da uyuşuyor.
Peki; milletvekillerinin kürsüdeki karşılıklı suçlamalarını hatırlayınca şu meslekler de Meclis'e yakışıyor değil mi?
Tezgah ayarlayıcı, taşıyıcı, çamur hazırlayıcı...
Meclis'le yan yana gelince insanın aklına ne komplolar geliyor...
Otur yaz yazabildiğince.

xxx

Neyse ki iş göründüğü gibi değil...
Meclis'te muhabirlik yaparken sabah girip gece yarıları çıktığımız için kendi aramızda ‘yarı açık cezaevi' benzetmesi yaptığımız yok oldu ama, Meclis, cezaevi olmuyor;
‘Meydancı'nın işi de başka,
Kimse Meclis'te birbirine ‘çamur' atmıyor
Onun için ‘Çamur Hazırlayıcı'ya ihtiyaç yok.
‘Tezgah Ayarlayıcı' da milletvekilleri birbirine ‘tezgah' kursun diye çalıştırılmıyor.

xxx

Listeyi görünce doğrusu avucumun içi kaşınmadı değil...
Halbuki çok güzel bir haber olurdu.
Başlık için alternatif de çok:
"Meclis'e çamur hazırlayıcı alındı"
Ya da, "Tezgah Ayarlayıcı milletvekillerine Yardımcı olacak..."
8 milletvekilinin cezaevinde olduğu bu konjonktürde şöyle bir başlık da çok şık olurdu herhalde:
"Meclis cezaevine döndü; 3 meydancı işe başlatıldı..."

xxx

Ama iş kadar basit değil.
Tamam, her dönem Meclis personelle dolduruldu ama yapılan iş ciddi.
Bu sayılanların hepsi de kolay bulunur eleman değil.
Hepsi de vasıflı personel.
Çünkü Meclis sadece Meclis değil...
Meclis'e bağlı çok sayıda birim var.
İstanbul'daki Milli Saraylar Daire Başkanlığı örneğin.
‘Meydancı da, tam da sözlükteki diğer tanımı gibi çalışıyor;
"Avlu, bahçe vb. yerleri süpürüp temizleyen hizmetli" yani...
Dolmabahçe sarayının avlusunu süpürüyor.
‘Taşçı' da orada, ‘Çamur Hazırlayıcı', ‘Tezgah Ayarlayıcı' da Milli Saraylar'da...
Meclis'in tezgahla da çamurla da ilgisi yok kısacası.

2 Ocak 2012 Pazartesi

HABERTÜRK YAZILARI- UMUTLAR YEŞERSİN



UMUTLAR YEŞERSİN...


Yeni bir yıla daha girerken mesaj bombardımanı altındayız adeta;
Cep telefonları, elektronik postalar iyi dilekler mesajlarıyla dolu.
Çoğu tek tip; kopyala yapıştır.

xxx

"Yılbaşları bir bakıma sanmaktır..." diye yazmış Bekir Coşkun.
Zaten mesajların çoğu da bir şeylerin değişeceğini sanmakla dolu;
Mutluluk, sağlık, özgürlük, daha iyi bir hayat.
Ama çoğu sanal...

xxx

Bugün yaşı 40'ın üzerindeki Ankaralılar anımsar herhalde.
Bayramlarda Zafer Çarşısı'nın etrafında ve Sakarya Caddesi'nin girişinde adam boyu tezgahlar kurulurdu.
Üzerlerinde renk renk, desen desen yüzlerce kartpostal.
Özenle seçilirdi, her bir kişi için;
Gönderenin de alıcının da özelliklerini yansıtırdı kartpostallar.
Özenle yazılırdı arkası.
Belki de bayram veya yılbaşları kart seçmekle, özleneni anımsamak, kendini anımsatma başlardı.
Zaten bayram, yılbaşı, gibi özel günlerin temel amaçlarından biri de bu değil mi?
Anımsamak ve anımsanmak...
Aynı zamanda tarihin tanığıydı kartlar.
Üzerindeki fotoğraflar dönemin; arkasındaki yazılar ise kişisel tarihin tanığıydı.
Mutlaka dolma kalemle, yoksa iyi bir tükenmez kalemle ve özenli bir el yazısı... Ve kartın postaneden sıraya girip gönderilmesi...
En anlamlısı da o kartpostalların alınması, özlemlerin katmerlenmesi ve özenle saklanması...

xxx

Ne yazık ki teknolojiye yenik düştü kartpostallar da.
Telefondan kısa mesajlar, bilgisayardan gelen mailler artarken postadan çıkan kartpostal sayısı da giderek azaldı.
Anımsanan özlenen kişilerin yerini cep telefonlarının ve e-postaların elektronik adres defterlerindeki kişiler aldı.
Özenle kurulan cümlelerin yerini de klişeleşen cümleler, otomatik mesajlar...

xxx

HT Ankara'nın bugünkü birinci sayfasını da yılbaşı kartı gibi düşündük bu kez.
Sevgili Nezih Danyal'ın hayalleri, umutları yeşerten karikatürünü yerleştirirken tek tek okurlarımıza kartpostal gönderdiğimizi hayal ettik.
İstedik ki okurlarımızın da hayalleri yeşersin;
İstedik ki zamanın ruhu canlansın...
Dilekler sanal olmasın;
Mutlu yıllar Ankara...