27 Eylül 2012 Perşembe
BİR AVUÇ GÖKYÜZÜ
BİR AVUÇ GÖKYÜZÜ
Sanırım böyle bir duyguya en son ‘mavi dolunay'ı izlerken kapılmıştım.
Arka fonda, insanlık tarihinin Mars'ta ilk kez dinletilen şarkısı;
Reach for the Stars
'Yıldızları Hedefle' diyordu Will.i.am...
700 milyon millik bir yolu gidip gelen şarkı ‘mavi dolunay'a bambaşka bir anlam katıyor;
Ayağını yerden kesiyor, alıp götürüyordu başka yıldızlara, mistik bir yolculukla...
xxx
İnsan Ankara'da yaşayınca gökyüzüne,
Gökyüzündeki yıldızlara hasret kalıyor doğrusu.
Bulvarlarda panayır ışıkları gibi süsler;
Yerli yersiz yükselen gökdelenimsi binalar;
Kimi yanan kimi sönen sokak lambaları
Işık kirliliği kirlettikçe kirletiyor gökyüzünü.
Halbuki hiçbir duvarla çevrilmeyen boş ve engin gökyüzü özgürlük duygusu verir.
xxx
İşte öyle bir gökyüzüyle tanıştım önceki akşam;
Çölün ortasında bir vaha gibi,
Başkent'in göbeğinde bir avuç gökyüzü.
Fonda bu kez Nilüfer;
Üstelik capcanlı...
xxx
Anki Rock Fest, beşinci kez düzenlendi bu yıl.
Önceki yıllarda uzakta; Ahlatlıbel'deydi.
Gitmek zor, dönmek daha zor diye düşünüyorduk.
Çok istesek de, dinlemek istediğimiz şarkıcılar gruplar olsa da.
Bu yıl Başkent'in tam da göbeğindeydi.
Hatta büromuzdan yürüme mesafesinde.
Rock yaşını epey oldu geçeli;
Manga, Bedük, Haluk Levent, belki adını ilk kez duyduğumuz gruplardan vazgeçtik bu yüzden mecburen.
Ama son gün, son gece mazeret kalmamıştı.
Nilüfer vardı sahnede...
xxx
Eskiden hayvan barınağıydı.
Şimdi ‘Kent Bahçesi' olmuş;
İçinde yürüyüş yolları, piknik alanları...
Başına bir iş gelmezse büyüyünce ‘Kent Ormanı' olacak.
Amfi tiyatro inşaatı sürüyor...
Çukurambar, son dönemde Ankara'nın en çok ‘gelişen', en çok ‘rant' getiren bölgesi...
Nilüfer'i beklerken takılıyoruz Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık'a;
"Buraya ne güzel alışveriş merkezi, onlarca rezidans yapılırdı halbuki, deli misiniz siz?"
Kahkaha atarak yanıt veriyor;
-Belli olmuyor mu?..
xxx
‘Rock yaşını epey oldu geçeli' derken acaba kendime haksızlık mı ediyorum diye düşünüyorum etrafı izlerken...
Sahnede TNK..
7'den 70'e derler ya...
Herkes eğleniyor...
Sonunda Nilüfer çıkıyor sahneye...
O ‘Geceler'i söylerken dalıp gidiyoruz geceye, bir avuç gökyüzünde...
Ufuk giderek genişliyor, arada kirli olan ne varsa kayboluyor birden.
Çetin Altan'ın 12 Mart sonrasının karabasan günlerini anlattığı "Bir Avuç Gökyüzü" gerilerde kalıyor.
Nilüfer devam ediyor;
"Boşvermişim dünyaya" diyor;
"Gözlerinin hapsindeyim" geliyor peşi sıra.
Ardından "Haram geceler..."
Sonra;
Ayrılıyoruz konser alanından
Bırakmıyor peşimizi şarkılar:
"Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Herşeyi unutmak..."
24 Eylül 2012 Pazartesi
ANKARAGÜCÜ NASIL KURTULUR?
ANKARAGÜCÜ NASIL KURTULUR?
Yer Başkent'in büyük bir hastanesi.
Başhekimin konukları ‘ağır...'
Bir bakan, milletvekilleri ve Vali...
xxx
Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, Başhekimin'in odasındaki formaları ve "... Cumhuriyeti" yazısını görünce dayanamıyor;
- Hocam her şey iyi güzel. Hastane dört dörtlük. Ama bunlar ne oluyor? İstediğiniz takımı tutabilirsiniz. Ama bu takımın formalarını getirip makam odanıza asmanız doğrusu yakışık almamış"
Vali Yüksel'in bu çıkışı odada soğuk rüzgarlar estirse de odada bulunan Bakan da destek verince, formaların kaldırılmasına karar verilip konu kapanıyor.
xxx
Sayın Yüksel Habertürk'e ziyarete geldiğinde konu döndü dolaştı, yine Ankaragücü'ne geldi.
Sohbet sırasında dayanamayıp sorduk;
- Ne olacak bu Ankaragücü'nün hali Sayın Valim...
Malum, taraftarlar, "Vali uyuma Ankaragücü'ne sahip çık" diye slogan atıyor;
Kendisi de her seferinde "Ceketimi satarım" diyordu...
xxx
Sayın Yüksel ‘duayen vali' konumunda...
20 yıldır bir çok ilde görev yaptı.
Trabzon, Balıkesir, İzmir, Antalya...
Görev yaptığı illerin takımları da şu ya da bu şekilde sorun yaşıyordu.
Kulüplerin yönetimlerine müdahil olmadan bir yere gelmeleri sağladı.
xxx
Biz ‘Ankaragücü' deyince Yüksel, Başhekim'in makamında yaşananları anlatıp ekledi;
"Eğer bir kentin büyük bir hastanesinin başhekiminin makamında başka bir ilin takımının formaları asılıysa;
O kentin işadamları elini taşın altına koymuyorsa;
O kentte yaşayanlar, memurlar, bürokratlar mesai saati bitince soluğu hemşeri derneklerinde alıyorsa;
O kent bayramlarda, tatillerde boşalıyorsa..."
xxx
Valimizin başka tespitleri de var...
Doğrusu ‘Ankaragücü nasıl kurtulur' sorusunun yanıtı Vali Yüksel'in ceketinden çıkıp ‘kimlik' sorununda düğümleniyor.
Geçenlerde TÜİK'in istatistiklerini yayınlamıştık.
4.5 milyonluk Ankara'da kent merkezinde yaşayanların sadece üçte biri, yani 1.5 milyonu gerçek Ankaralı.
74 ilden gelip Ankara'ya yerleşenler var.
Büyük çoğunluğu da Ankara çevresindeki 6 ilden;
Çorum, Yozgat, Çankırı, Kırşehir, Kırıkkale, Sivas...
Diğer bölgelerden de az değil.
Erzurum, Bolu, Kars, Samsun, Tokat, Malatya, Ordu, Trabzon...
Her biri belirli bölgelere yerleşmiş, kendi mahallelerini kurmuş durumda.
xxx
Hemşeri dernekleri göç alan büyük kentlerin örgütlü yaşamında göz ardı edilemeyecek bir olgu.
Hemşeri denildiğinde ise doğal olarak ‘biz' ve ‘onlar' ayrımı gelmekle kalmıyor;
Kişi ‘doğduğu topraklara' ait diğer insanlarla, oranın kültürü ve çevresiyle özdeşleşiyor; kategorileşiyor.
Yaşadığı topraklarla değil.
xxx
Nüfusu 4.5 milyona ulaşan Ankara'da yeni tanışanların birbirine sorusu hala ‘nerelisin?' oluyorsa...
Kurulan derneklerin vakıfların neredeyse üçte ikisini hemşeri dernekleri oluşturuyorsa...
Cumhuriyetle yaşıt Ankara Kulübü bile yer sorununu çözemiyorsa...
Ankaragücü'nü kurtarmaya Vali'nin ‘ceketi' de yetmez.
MUTLUYUM MUTLUSUN MUTLUYUZ
MUTLUYUM MUTLUSUN MUTLUYUZ...
Bunlar devletin resmi rakamları;
Uydurma değil.
Türkiye İstatistik Kurumu bilimsel yöntemlerle yaptığı araştırmalar sonucu ortaya koymuş.
Her yüz kişiden 62'si hayatından memnun.
Yani mutlu...
Çocuklar hariç tabii.
Onlar zaten mutlu...
xxx
Dün haberlerle boğuşurken iki açıklamaya takıldım.
Başkent'te Kasım Ayı'nda bir fuar açılacak;
Ankara Sanayi Fuarı.
Başkent'te onbinin üzerinde sanayi işletmesi var.
300 firma fuara katılacak.
Bilgileri veren Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir;
Yani Başkent, sanayinin de başkenti oluyor...
Ama...
xxx
Bu rakamlar da TÜİK'in
Türkiye'de yoksulluk sınırı 4 bin 41 lira olarak belirlenmiş.
Herhalde yanlış anlaşılmaz;
Aylık değil yıllık.
Ankara ve yakın çevresindeki illerde bu parayla geçinenlerin sayısı da 591 bin kişi.
Gene iyiyiz.
İki yıl öncesine göre azalmış.
Daha önce 602 bin kişiymiş.
xxx
"İstatistikler yalan söylemez" diye bir laf vardı;
devamı nasıldı bilemiyorum.
TÜİK'in açıkladığı 'Yaşam Memnuniyeti Araştırması'nın diğer bölümleri de var.
62.6 milyon insan tatil yapmıyor.
44.7 milyon kişi borçla yaşıyor, 19 milyon kişi borcunu ödemekte zorlanıyor.
30 milyon insan kışın yeterince ısınamıyor.
30.2 kişinin çatısı akıyor, duvarları nemli, penceresi, çerçevesi çürümüş evde yaşıyor.
Bilmem şu rakama gerek var mı;
58 milyon kişi geliri yetmediği için evinde kullandığı mobilyadan memnun değil;
Çünkü yıpranmış ama değiştiremiyor.
Ama mutlu...
Daha doğrusu, gelen anketörlere ‘mutluyum' yanıtı veriyor.
Zaten devletin anketlerine yanıt vermemenin cezası var.
Şu sonuç da şaşırtıcı;
Ankete katılanların yüzde 73.4'ü oturduğu yerde, 'Trafik, hava kirliliği veya endüstriden kaynaklanan çevre kirliliği yok' diyor.
Belli ki sokaktan hiç araba gürültüsü bile gelmiyor.
xxx
TÜİK, ‘mutluluk' araştırmasının sonuçlarını iller bazında açıklamamış.
Onun için Ankaralı ne kadar memnun bilemiyoruz.
Ama mutluluk oranının rakamların daha yüksek çıkması muhtemel.
Nedenine gelince...
Bu araştırmaya katılanların yüzde 59.6 gibi büyük bir çoğunluğu ev sahibi.
Kiracılar yüzde 22;
Lojmanda oturanların sayısı ise yok denecek kadar az, sadece yüzde 1.4.
Lojmanlar kenti olan Ankara'da lojmanda oturanların herhalde daha fazladır.
Onların da şu sorulara nasıl yanıt vereceği malum:
-Sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçeveleri vs. problemler
-İzolasyondan dolayı ısınma sorunu
-Odaların karanlık olması veya yeterince ışık alamaması
-Komşulardan veya sokaktan gelen gürültü problemi
-Trafik veya endüstrinin neden olduğu hava ve çevre kirliliği
-Suç veya şiddet olayları ile yoğun bir şekilde karşılaşma sorunu...
Sonuç, hepimiz mutluyuz.
HT Ankara'nın ‘acil şikayet hattı'nı kapatsak mı acaba...
16 Eylül 2012 Pazar
DEMOKRASİ KALDIRIMI
DEMOKRASİ KALDIRIMI
Klasik laftır;
"Bir ülkede demokrasinin ne düzeyde olduğunu görmek için kaldırımlarına bakın" derler.
Bir nevi gelişmişlik düzeyinin aynasıdır.
Kaldırımlar ne kadar yüksekse demokrasinin standartları o kadar düşüktür.
xxx
Aynayı ülkemize, hele Başkent'e tutarsak halimiz ortada.
Çok söze gerek yok.
Ama neyse ki çözüm var.
Biz farkında olsak da olmasak da çözüm devreye girdi bile...
Aynı demokrasi geleneğimiz gibi;
Yani ‘tepeden inme'...
xxx
Önceki gün Resmi Gazete'de bir tebliğ yayınlandı.
İmza İçişleri Bakanlığı...
Şehiriçi yollar, kaldırım ve yaya geçitlerinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin talimatlar var.
Deniyor ki, "bundan sonra yapılacak yeni kaldırımlar ile mevcut kaldırımların yenilenmesi sırasında Türk Standartları Enstitüsü tarafından belirlenen standartlara uyulmak zorunludur..."
Ya uyulmazsa?
İşte o yok...
Belki hukuku zorlarsak var.
5 yıl önce Meclis'ten çıkan engelliler yasası ise bütün belediyelere görev verilmiş;
Kentlerin engelli vatandaşların yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi zorunlu kılınmıştı.
Buna uymayan belediyelere de müeyyideler getirilmiş;
Bunun için belirli bir süre tanınmıştı.
Ne mi oldu?
Süre temmuz ayında doldu...
Tahmin edersiniz çoğu belediye hiçbir şey yapmadı.
Süre de 3 yıl daha uzatıldı.
Yani uymayan belediyelere 3 yıl daha ceza yok...
xxx
İçişleri Bakanlığı'nın şimdi "TSE standartlarına uyun" diyor.
Aslında TSE görevini yıllar önce yapmış;
Kaldırım standartlarını taaa 1999'da belirlemişti.
O zaman demiş ki;
Kaldırımların genişliği en az 2.5 metre, iş bölgelerinde ise 5 metre olacak.
Yüzeyinde ayakların takılacağı çıkıntılar ve delikli yüzeyler bulunamayacak.
Yüksekliği ise 15 santim...
xxx
Şimdi yapılan standartların revize edilmesi...
Herhalde gelişen demokrasimizi dikkate aldılar.
Eskiden genişlik en az 2.5 metre diyorlardı;
Şimdi 2 metreye inmiş.
Yayaların yola çok yaklaşmadan güvenli bir mesafede yürümesi için 50 santimlik yaya emniyet şeridi bırakılacakmış.
Elektrik direkleri, trafik levhaları, çöp kutuları, peyzaj elemanları da bu emniyet şeridinde olacakmış.
Sonuç yayalara en az 150 santimlik yürüme alanı.
Üç kişi veya iki tekerlekli sandalye yan yana yürüyebilecek.
Dükkanlar ile kaldırımlar arasında ise en az 25 santim genişliğinde mülkiyet şeridi bırakılacak.
Kaldırımda durak varsa, genişlik en az 3 metre olacak.
Yerlerde ızgara, mantar, otopark zinciri gelişigüzel olmayacak, seviye farkı bırakılmayacak.
Bakın bu da önemli;
Kaldırımda, 220 santimden az yükseklikte sarkan dal, dikenli bitki veya tabela benzeri şeyler bulunmayacak.
Kaldırım yüzeyi kaymaz nitelikte, döşemeleri bitişik ve boşluksuz olacak.
Görme özürlüler için kılavuz iz mutlaka...
xxx
Standartlar gayet iyi;
Bakanlığın talimatı da...
Herhalde kimsenin itirazı olmaz.
Zaten eksik olan itiraz kültürü...
xxx
Başkent'in ‘Protokol Yolu'na bakın...
Bırakın üç kişinin yan yana yürümesini;
Bir tek kişinin bile rahat şekilde geçmesi mümkün değil...
İnsanlar değil, ‘insancıklar' için sanki...
Standartlara uygun hale gelmek için tebliğ değil
İnsanların hakkını araması gerekiyor.
Çünkü demokrasi, hakkını arayanların rejimidir.
12 Eylül 2012 Çarşamba
HANİ BUNUN İLK SAHİBİ
Aylar önce Pakize Suda yazmıştı;
"Her mesleğin bir dili var" diye...
Bazıları konuşmaya başlar başlamaz anlarsınız;
Avukat mı, doktor mu, gazeteci mi, marangoz mu?
xxx
'Türkiye konuşuyor' programı için bütün Türkiye'yi dolaşıp;
Sorduğu güncel sorulara verilen yanıtlarla televizyonların en ilgi çeken programlarından birini hazırlayan Pakize Suda, deneyimlerinin sonucu bu yargıya varmış;
"Mesela size ‘kent', hizmet, ‘yatırım', altyapı, ‘proje', değişim, ‘cazibe
merkezi' falan desem hemen anlarsınız. Bir belediyeci konuşuyordur..."
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer'in dün HT Ankara'da manşetten yayınlanan açıklamalarını okuyunca Pakize Suda'nın bu cümlelerini anımsadım.
Şaşırdım doğrusu...
Sağlık Bakanlığı'nda Kanserle Savaş Daire Başkanlığı'ndan bu yana çalışmalarını takip ettiğimiz;
Konusunda Türkiye'nin sayılı uzmanların Prof. Dr. Tuncer değil sanki bir belediye başkanı konuşuyordu.
Üniversite'nin 12 Eylül 1980 darbesinden sonra TSK'ya 30 yıllığına kiralanan 400 dönümlük araziyi geri almak için giriştiği mücadeleyi anlatıyordu.
Murat Hocam, uzmanlığının yanına rektör şapkasını da alınca üniversitenin idari işleriyle uğraşması;
Üniversitesinin haklarını korumaya çalışması elbette en başta gelen görevi.
Ama, "Projelerimiz var. Araziyi geri almayı başardığımızda TOKİ ile birlikte bir proje yapmak düşüncesindeyiz. O zaman üniversitemiz ciddi bir gelire kavuşmuş olacak" sözleri sanki Pakize'nin tarif ettiği ‘belediyeci dili' gibiydi.
xxx
Prof. Dr. Tuncer'in geri almak için mücadele ettiği arazi Bilkent'in hemen alt kısmında...
Rehabilitasyon Merkezi'nin yanında.
Büyük bölümü çam ağaçlarıyla kaplı.
İnsan düşünmeden edemiyor;
Bu araziye TOKİ gelir getirici ne yapabilir?
Arazi çok değerli elbet.
Oraya yapılacak, Ankara'yı neredeyse kuşbakışı gören villalar epey gelir getirir.
Hele rezidans;
İçinde yüzme havuzları, spor merkezleri...
Kapış kapış gider doğrusu...
Eskişehir Yolu adım başı alış veriş merkezleri ile dolu;
Hemen üst kısımda Bilkent'te de birkaç AVM var, yürüme mesafesinde.
Ama olsun;
"Farklı konsept' dersin olur biter...
O da üniversiteye ciddi bir gelir kazandırır.
xxx
Dün haberimizi okuyunca Salim Taşçı aradı.
Bilirsiniz, mesleğinin duayenlerinden...
Yıllar önce Bilkent için açılan davalarda ‘bilirkişi' olarak rapor hazırlamış.
Metre kare birim değerini 45 milyon lira olarak göstermiş;
Tam 10 yıl önce...
Şimdiki fiyatı düşünün...
Bu arada Salim Ağabey aynı zamanda bir doğa aşığı.
Diktiği ağaçlar çoktan orman oldu;
Soruyor:
"İlk sahibi kim buranın"
OLMAZ BÖYLE ŞEY
Eğer Türkiye'de yaşıyorsanız,
Üstelik Ankara'daysanız;
Siz siz olun bundan sonra büyük konuşmayın.
"Olmaz böyle şey" demeyin;
"Yok ya" deyip dalga geçmeyin.
Olur...
xxx
Olmaz denilenlerden birini daha birkaç ay önce yaşamıştık.
Sabah erken saatlerde işe giden bir vatandaş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın önünde ‘yer yarılmış içine girmiş'
Cesedi, ertesi gün,
bir kilometre ileride,
Milli Eğitim Bakanlığı önünde bulunmuştu.
Biz o haberi de "Başkent'te inanılmaz olay" diye verdik...
İnanamamıştık çünkü...
Okuyanların da inanamayacağını düşündük.
xxx
Bugün manşetimizde yine benzer bir olay var;
Yine "Olmaz böyle kaza"
Bu yazının hemen altında da "İnanılmaz ama gerçek" yazıyor.
Fotoğraf Hollywood filmlerinden alınma bir kare değil.
Final Destination (Son Durak) diye bir film vardı.
"Oradan hatırlıyoruz" demeyin.
O filmden daha gerçek.
O bir stüdyoda çekilmişti;
Bu fotoğraf Eskişehir Yolu'ndan...
O filmde dublörler vardı...
Burada ise eşini yanına almış evine giden bir vatandaş...
xxx
O anlara biz de tanık olduk...
Gece işten çıkmış eve dönüyorduk.
Ulaştırma servisinden Erhan Erçetin, büromuzun her şeyi Serkan İlgün ile sohbet ederken çaldı telefon.
Bir dostumuz uyarıyordu;
"Eskişehir Yolu'nda inanılmaz bir kaza var, fotoğrafını da çektim gönderiyorum..."
‘İnanılmaz' sözcüğüne takılmıştım yine...
Fotoğraf telefona gelir gelmez inandık...
Hemen hızlanmaya çalıştık ama ne mümkün...
Yol kapanmış, trafik tıkanmıştı.
Neyse ki Erhan bölgeyi iyi biliyor;
Arka yollardan geçip, birkaç dakika sonra olay yerindeydi...
xxx
Benzer manzarayı daha önce Şikago sokaklarında görmüştük.
Transformers 3 filmi çekiliyordu.
Caddeler bir film setine dönüştürülmüştü.
Yıkılmak üzere köprüler
Yan yatmış arabalar...
xxx
Daha önce araç muayene istasyonuydu.
Şimdi TOKİ konut yaptı.
Daha çok yargıçlar oturuyor.
Bir tarafı akaryakıt istasyonu;
Karşısına da yenisi yapılıyor.
Ortada Belediyenin yaptığı yaya üst geçidi var ama;
‘Yırtılmış...'
Altında devasa bir boru;
İçinde yan yatmış bir araba...
Yanında şoke olmuş bir sürücü...
Ayrıntılar zaten haberimizde var...
xxx
O şok halindeki sürücünün yerine bizler de olabilirdik, sizler de...
Yolda gidiyorsunuz;
Önünüzdeki TIR'ın üzerinden bir boru düşüyor;
Yana, sağa sola kaçmanız mümkün değil;
Basıyorsunuz firene ama...
Bir anda borunun içindesiniz;
Boru yuvarlanıyor,
Siz de yan dönüyorsunuz...
Düşünün...
Olmaz mı?
xxx
Dün büromuzda acılı bir aileyi ağırladık...
Acıların en büyüğünü, evlat acısını yaşamıştı.
Üzerinde titrediği oğluna en iyi eğitimleri vermiş;
Yurt dışında okutmuş,
Aşık olduğu kızla nişanlamış,
Mutlu, gururlu bir baba iken...
Şimdi isyan ediyor;
Daha üç beş gün önce birliğine teslim olan iç mimar olan Onur'un son görüşmesinde "Ellerim acıyor. Mühimmat dolu sandıkları taşırken ellerim yırtıldı. Eldiven bile vermediler..." dediğini anlatıyordu...
Yine o cümleye takıldım;
"Olmaz böyle şey..."
Konuşamadık;
Kelimeler boğazımızda düğümlendi.
Sustuk;
"Takdir-i ilahi" mi deseydik...
Eğer Türkiye'de yaşıyorsanız,
Üstelik Ankara'daysanız;
Siz siz olun bundan sonra büyük konuşmayın.
"Olmaz böyle şey" demeyin;
"Yok ya" deyip dalga geçmeyin.
Olur...
xxx
Olmaz denilenlerden birini daha birkaç ay önce yaşamıştık.
Sabah erken saatlerde işe giden bir vatandaş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın önünde ‘yer yarılmış içine girmiş'
Cesedi, ertesi gün,
bir kilometre ileride,
Milli Eğitim Bakanlığı önünde bulunmuştu.
Biz o haberi de "Başkent'te inanılmaz olay" diye verdik...
İnanamamıştık çünkü...
Okuyanların da inanamayacağını düşündük.
xxx
Bugün manşetimizde yine benzer bir olay var;
Yine "Olmaz böyle kaza"
Bu yazının hemen altında da "İnanılmaz ama gerçek" yazıyor.
Fotoğraf Hollywood filmlerinden alınma bir kare değil.
Final Destination (Son Durak) diye bir film vardı.
"Oradan hatırlıyoruz" demeyin.
O filmden daha gerçek.
O bir stüdyoda çekilmişti;
Bu fotoğraf Eskişehir Yolu'ndan...
O filmde dublörler vardı...
Burada ise eşini yanına almış evine giden bir vatandaş...
xxx
O anlara biz de tanık olduk...
Gece işten çıkmış eve dönüyorduk.
Ulaştırma servisinden Erhan Erçetin, büromuzun her şeyi Serkan İlgün ile sohbet ederken çaldı telefon.
Bir dostumuz uyarıyordu;
"Eskişehir Yolu'nda inanılmaz bir kaza var, fotoğrafını da çektim gönderiyorum..."
‘İnanılmaz' sözcüğüne takılmıştım yine...
Fotoğraf telefona gelir gelmez inandık...
Hemen hızlanmaya çalıştık ama ne mümkün...
Yol kapanmış, trafik tıkanmıştı.
Neyse ki Erhan bölgeyi iyi biliyor;
Arka yollardan geçip, birkaç dakika sonra olay yerindeydi...
xxx
Benzer manzarayı daha önce Şikago sokaklarında görmüştük.
Transformers 3 filmi çekiliyordu.
Caddeler bir film setine dönüştürülmüştü.
Yıkılmak üzere köprüler
Yan yatmış arabalar...
xxx
Daha önce araç muayene istasyonuydu.
Şimdi TOKİ konut yaptı.
Daha çok yargıçlar oturuyor.
Bir tarafı akaryakıt istasyonu;
Karşısına da yenisi yapılıyor.
Ortada Belediyenin yaptığı yaya üst geçidi var ama;
‘Yırtılmış...'
Altında devasa bir boru;
İçinde yan yatmış bir araba...
Yanında şoke olmuş bir sürücü...
Ayrıntılar zaten haberimizde var...
xxx
O şok halindeki sürücünün yerine bizler de olabilirdik, sizler de...
Yolda gidiyorsunuz;
Önünüzdeki TIR'ın üzerinden bir boru düşüyor;
Yana, sağa sola kaçmanız mümkün değil;
Basıyorsunuz firene ama...
Bir anda borunun içindesiniz;
Boru yuvarlanıyor,
Siz de yan dönüyorsunuz...
Düşünün...
Olmaz mı?
xxx
Dün büromuzda acılı bir aileyi ağırladık...
Acıların en büyüğünü, evlat acısını yaşamıştı.
Üzerinde titrediği oğluna en iyi eğitimleri vermiş;
Yurt dışında okutmuş,
Aşık olduğu kızla nişanlamış,
Mutlu, gururlu bir baba iken...
Şimdi isyan ediyor;
Daha üç beş gün önce birliğine teslim olan iç mimar olan Onur'un son görüşmesinde "Ellerim acıyor. Mühimmat dolu sandıkları taşırken ellerim yırtıldı. Eldiven bile vermediler..." dediğini anlatıyordu...
Yine o cümleye takıldım;
"Olmaz böyle şey..."
Konuşamadık;
Kelimeler boğazımızda düğümlendi.
Sustuk;
"Takdir-i ilahi" mi deseydik...
OLMAZ BÖYLE ŞEY
OLMAZ BÖYLE ŞEY
Eğer Türkiye'de yaşıyorsanız,
Üstelik Ankara'daysanız;
Siz siz olun bundan sonra büyük konuşmayın.
"Olmaz böyle şey" demeyin;
"Yok ya" deyip dalga geçmeyin.
Olur...
xxx
Olmaz denilenlerden birini daha birkaç ay önce yaşamıştık.
Sabah erken saatlerde işe giden bir vatandaş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın önünde ‘yer yarılmış içine girmiş'
Cesedi, ertesi gün,
bir kilometre ileride,
Milli Eğitim Bakanlığı önünde bulunmuştu.
Biz o haberi de "Başkent'te inanılmaz olay" diye verdik...
İnanamamıştık çünkü...
Okuyanların da inanamayacağını düşündük.
xxx
Bugün manşetimizde yine benzer bir olay var;
Yine "Olmaz böyle kaza"
Bu yazının hemen altında da "İnanılmaz ama gerçek" yazıyor.
Fotoğraf Hollywood filmlerinden alınma bir kare değil.
Final Destination (Son Durak) diye bir film vardı.
"Oradan hatırlıyoruz" demeyin.
O filmden daha gerçek.
O bir stüdyoda çekilmişti;
Bu fotoğraf Eskişehir Yolu'ndan...
O filmde dublörler vardı...
Burada ise eşini yanına almış evine giden bir vatandaş...
xxx
O anlara biz de tanık olduk...
Gece işten çıkmış eve dönüyorduk.
Ulaştırma servisinden Erhan Erçetin, büromuzun her şeyi Serkan İlgün ile sohbet ederken çaldı telefon.
Bir dostumuz uyarıyordu;
"Eskişehir Yolu'nda inanılmaz bir kaza var, fotoğrafını da çektim gönderiyorum..."
‘İnanılmaz' sözcüğüne takılmıştım yine...
Fotoğraf telefona gelir gelmez inandık...
Hemen hızlanmaya çalıştık ama ne mümkün...
Yol kapanmış, trafik tıkanmıştı.
Neyse ki Erhan bölgeyi iyi biliyor;
Arka yollardan geçip, birkaç dakika sonra olay yerindeydi...
xxx
Benzer manzarayı daha önce Şikago sokaklarında görmüştük.
Transformers 3 filmi çekiliyordu.
Caddeler bir film setine dönüştürülmüştü.
Yıkılmak üzere köprüler
Yan yatmış arabalar...
xxx
Daha önce araç muayene istasyonuydu.
Şimdi TOKİ konut yaptı.
Daha çok yargıçlar oturuyor.
Bir tarafı akaryakıt istasyonu;
Karşısına da yenisi yapılıyor.
Ortada Belediyenin yaptığı yaya üst geçidi var ama;
‘Yırtılmış...'
Altında devasa bir boru;
İçinde yan yatmış bir araba...
Yanında şoke olmuş bir sürücü...
Ayrıntılar zaten haberimizde var...
xxx
O şok halindeki sürücünün yerine bizler de olabilirdik, sizler de...
Yolda gidiyorsunuz;
Önünüzdeki TIR'ın üzerinden bir boru düşüyor;
Yana, sağa sola kaçmanız mümkün değil;
Basıyorsunuz firene ama...
Bir anda borunun içindesiniz;
Boru yuvarlanıyor,
Siz de yan dönüyorsunuz...
Düşünün...
Olmaz mı?
xxx
Dün büromuzda acılı bir aileyi ağırladık...
Acıların en büyüğünü, evlat acısını yaşamıştı.
Üzerinde titrediği oğluna en iyi eğitimleri vermiş;
Yurt dışında okutmuş,
Aşık olduğu kızla nişanlamış,
Mutlu, gururlu bir baba iken...
Şimdi isyan ediyor;
Daha üç beş gün önce birliğine teslim olan iç mimar olan Onur'un son görüşmesinde "Ellerim acıyor. Mühimmat dolu sandıkları taşırken ellerim yırtıldı. Eldiven bile vermediler..." dediğini anlatıyordu...
Yine o cümleye takıldım;
"Olmaz böyle şey..."
Konuşamadık;
Kelimeler boğazımızda düğümlendi.
Sustuk;
"Takdir-i ilahi" mi deseydik...
Eğer Türkiye'de yaşıyorsanız,
Üstelik Ankara'daysanız;
Siz siz olun bundan sonra büyük konuşmayın.
"Olmaz böyle şey" demeyin;
"Yok ya" deyip dalga geçmeyin.
Olur...
xxx
Olmaz denilenlerden birini daha birkaç ay önce yaşamıştık.
Sabah erken saatlerde işe giden bir vatandaş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın önünde ‘yer yarılmış içine girmiş'
Cesedi, ertesi gün,
bir kilometre ileride,
Milli Eğitim Bakanlığı önünde bulunmuştu.
Biz o haberi de "Başkent'te inanılmaz olay" diye verdik...
İnanamamıştık çünkü...
Okuyanların da inanamayacağını düşündük.
xxx
Bugün manşetimizde yine benzer bir olay var;
Yine "Olmaz böyle kaza"
Bu yazının hemen altında da "İnanılmaz ama gerçek" yazıyor.
Fotoğraf Hollywood filmlerinden alınma bir kare değil.
Final Destination (Son Durak) diye bir film vardı.
"Oradan hatırlıyoruz" demeyin.
O filmden daha gerçek.
O bir stüdyoda çekilmişti;
Bu fotoğraf Eskişehir Yolu'ndan...
O filmde dublörler vardı...
Burada ise eşini yanına almış evine giden bir vatandaş...
xxx
O anlara biz de tanık olduk...
Gece işten çıkmış eve dönüyorduk.
Ulaştırma servisinden Erhan Erçetin, büromuzun her şeyi Serkan İlgün ile sohbet ederken çaldı telefon.
Bir dostumuz uyarıyordu;
"Eskişehir Yolu'nda inanılmaz bir kaza var, fotoğrafını da çektim gönderiyorum..."
‘İnanılmaz' sözcüğüne takılmıştım yine...
Fotoğraf telefona gelir gelmez inandık...
Hemen hızlanmaya çalıştık ama ne mümkün...
Yol kapanmış, trafik tıkanmıştı.
Neyse ki Erhan bölgeyi iyi biliyor;
Arka yollardan geçip, birkaç dakika sonra olay yerindeydi...
xxx
Benzer manzarayı daha önce Şikago sokaklarında görmüştük.
Transformers 3 filmi çekiliyordu.
Caddeler bir film setine dönüştürülmüştü.
Yıkılmak üzere köprüler
Yan yatmış arabalar...
xxx
Daha önce araç muayene istasyonuydu.
Şimdi TOKİ konut yaptı.
Daha çok yargıçlar oturuyor.
Bir tarafı akaryakıt istasyonu;
Karşısına da yenisi yapılıyor.
Ortada Belediyenin yaptığı yaya üst geçidi var ama;
‘Yırtılmış...'
Altında devasa bir boru;
İçinde yan yatmış bir araba...
Yanında şoke olmuş bir sürücü...
Ayrıntılar zaten haberimizde var...
xxx
O şok halindeki sürücünün yerine bizler de olabilirdik, sizler de...
Yolda gidiyorsunuz;
Önünüzdeki TIR'ın üzerinden bir boru düşüyor;
Yana, sağa sola kaçmanız mümkün değil;
Basıyorsunuz firene ama...
Bir anda borunun içindesiniz;
Boru yuvarlanıyor,
Siz de yan dönüyorsunuz...
Düşünün...
Olmaz mı?
xxx
Dün büromuzda acılı bir aileyi ağırladık...
Acıların en büyüğünü, evlat acısını yaşamıştı.
Üzerinde titrediği oğluna en iyi eğitimleri vermiş;
Yurt dışında okutmuş,
Aşık olduğu kızla nişanlamış,
Mutlu, gururlu bir baba iken...
Şimdi isyan ediyor;
Daha üç beş gün önce birliğine teslim olan iç mimar olan Onur'un son görüşmesinde "Ellerim acıyor. Mühimmat dolu sandıkları taşırken ellerim yırtıldı. Eldiven bile vermediler..." dediğini anlatıyordu...
Yine o cümleye takıldım;
"Olmaz böyle şey..."
Konuşamadık;
Kelimeler boğazımızda düğümlendi.
Sustuk;
"Takdir-i ilahi" mi deseydik...
6 Eylül 2012 Perşembe
TAAMMÜDEN KAZA
‘TAAMMÜDEN' KAZA...
Yılan sesi desem değil...
Daha keskin, daha kalın...
Şelale hiç değil.
Su sesi değil rahatlatır.
Bu ses korkunun ötesinde dehşet verici.
xxx
O korkunç sesle yıllar sonra yeniden tanıştım önceki gün.
Mesa Koru sitesinde oturan bir okurumuz, hemen yakınlarındaki doğalgaz patlamasını videoya kaydetmiş.
Her gün sürekli sıkışık olan Eskişehir Yolu bomboş.
Polis trafiğe kapatmış.
Hani derler ya in cin top oynuyor.
Ama fondaki ses...
Kalkışa hazırlanan jet motorlarından daha keskin...
xxx
Aynı sesi yıllar önce yine duymuş, yine korkmuştuk.
Büronun hemen önünde, Söğütözü Caddesinde.
Bir sabah daha merdivenleri tırmanırken başlamıştı...
Önümüzdeki caddede trafiği rahatlatmak için kavşak yerine ‘geçit' inşaatı vardı.
Yol alttan geçecekti.
Ama;
Aynen önceki gün olduğu gibi kepçe geldi;
Doğalgaz borusunu deldi.
Çevredeki tüm binalar boşaltıldı.
Patlama riski vardı;
"Allah korusun, en küçük kıvılcım ortalığı dümdüz eder" diyordu yetkililer.
Gökyüzünü yırtarcasına yükselen ses saatlerce susmadı.
Saatler sonra girebildik binaya...
xxx
O gün saatler sonra büromuza girebildiğimizde yetkililer de ziyaretimize geldi.
Merak ettiklerimizi sorduk tabii.
Bu caddeden doğalgaz borusu geçtiği bilinirken nasıl alt geçit yapılmaya kalkışılmış;
İş makineleri tarlaya girer gibi nasıl körü körüne kazmaya başlamıştı.
Aldığımız yanıt, ‘her an patlama olabilir' korkusu uyandıran o sesten daha dehşet vericiydi:
"Doğalgaz borularının buradan geçtiğini bilmiyorduk. Murat Karayalçın giderken haritaları da götürmüş..."
xxx
Doğru ya da yanlış;
O gün boru bilinmiyordu.
Peki önceki günkü olaya ne demeli?
Başkent'e doğalgaz sağlayan iki ana girişten birisi.
Önceden ağaçlandırma alanı ilan edilmiş.
Ortada BOTAŞ'ın "güvenlik yönetmeliği" de var;
Resmi Gazete'de ilan edilmiş ki kimse bilmiyordum demesin.
Ne kadar yakınına ne yapılabileceği hesaplanmış.
Kağıt üstünde bilimsel.
Ama ortada ‘rant' var.
Ne bilim tanıyor, ne insanlık...
O kazma doğalgaz borusuna iniyorsa ortada ne kaza var ne ihmal...
Her şey taammüden...
3 Eylül 2012 Pazartesi
TBMM VE THE WALL
Herhalde dinlemeyeniniz yoktur.
The Wall...
Efsanevi İngiliz rock grubu Pink Floyd'un unutulmaz şarkısı...
Filmi de çekildi.
Daha çok animasyon filmi, pek fazla diyalog yok.
Eğer bir yönetmen yeniden çekmek isterse en uygun mekan sanırım Ankara olur...
xxx
Maliye Bakan Yardımcısı dostumuz Abdullah Erdem Cantimur'u ziyaretimde kulaklarımda hissettim The Wall şarkısını;
"All in all you're just another brick in the wall..."
"Sonuç olarak sen tamamen duvardaki başka bir tuğlasın"
Maliye binası ya da bürokrasinin soğuk yüzü değildi bu dizeyi hatırlatan.
Cantimur'un makam odasından baktığımızda gördüğüm manzaraydı.
Daha önce bütün Meclis avucunun içinde gibi görünürken bu kez bir duvar örülmüştü.
Ortada ne siluet kalmış, ne de yeşillik...
xxx
12 Eylül döneminden sonra yapılmıştı Halkla İlişkiler Binası...
Eskiden vekiller grup odalarında, kulislerde, daha çok da kütüphanede çalışırmış.
Her milletvekiline oda lazım denilip yeni bina yapılmış.
Geçmişi bilen vekiller memnun, yeniler ise şikayetçiydi.
Dar geliyordu...
Yıllarca sürdü şikayetler;
Sonunda yenisi yapılmaya karar verildi.
Projesi hazırlandı;
İnşaat bitmek üzere...
İçinde toplantı ve konferans salonları da olacak.
Binada, milletvekillerine (WC, danışmanı ve sekreter odası dahil) 520 adet çalışma ofisi yapılıyor.
Tamamlandığında vekillerimiz, temsil ettikleri iradenin mahabetine uygun ofislerde çalışacak.
xxx
Geçenlerde birkaç haber yayınlandı;
Binanın projesi Meclis kampusü içindeki ağaçlara göre şekillendirilmiş.
Ağaçları kesmemek için binanın şekli değiştirilmiş.
Tarihi çınarları korunmuş.
Yeşil kuşağın korunmasına azami oranda özen gösterilmiş.
Keşke bu demeci verenler, binaya dışarıdan da baksaydı.
xxx
TBMM binası herhalde Ankara'nın tarihsel yapısını yansıtan en iyi mimari örneklerinden biri.
Başkent'te bir çok kamu binasının da mimarı olan Prof. Clemens Holzmeister'in imzasını taşıyor.
Öyle doğrudan, "Haydi sen yap" denilmemiş.
1937'de 'anıtsal' değer taşıyan yeni meclis binası yapılması için yarışma açılmış.
14 proje katılmış.
Jüri üç projeyi birincilik ödülüne layık görmüş.
Atatürk'ün de beğenisini kazanan Holzmeister'in projesinde karar kılınmış.
Yapımına 1939'da başlansa da İkinci Dünya Savaşı nedeniyle ara verilmiş.
Açılışı 1961'i bulmuş.
Bina, mimarisi ve bahçesi ile Başkent'in en ‘karakteristik' yapılarından biri...
Ama bir de bugünlerde bakın...
Çevresine yapılan, her biri Meclis'in üzerine abanmış gibi uzanan yüksek binaları geçtik...
Meclis'in ördüğü duvara, bozulan siluete ne demeli...
xxx
Çıkın Başkent sokaklarına...
Devlet dairelerine, bakanlıklara alıcı gözle bakın...
Tümünün çevresinde yüksek duvarlar...
Yetmedi, üstünde dikenli teller, çevresinde kameralar, kapılarında özel güvenlikler...
xxx
1982'de Alan Parker tarafından çekilen The Wall filmi Pink Floyd'un konserinden bir görüntü ile başlar.
İki şarkıda duvara ilk tuğlalar dizilir.
Sonraki aşama okuldur;
Goodbye Cruel World ile duvar tamamlanır.
Filmin sonunda duvarlar yıkılır, aydınlık gelir...
Giderek bir duvarlar kenti haline gelen Ankara'da The Wall filminin ortalarındayız galiba...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






