30 Mart 2010 Salı

HABERTÜRK YAZILARI/KRİZLERİN BAŞKENTİ

Farkında mısınız?
Birkaç gündür soğuk olsa da bahar geldi.
Ankara’nın en güzel günleri başlıyor.
Bulvarda kalmasa da sağda solda hala yaşam mücadelesi veren akasya, leylak ağaçlarından fışkırıp gelen kokularla buluşma zamanı.
Tam ‘Beni bu havalar mahvetti’ misali…
xxx

Bahar geldi gelmesine de, Başkent bir türlü rahata eremedi.
Hiç hak etmediği halde krizlerden kurtulamadı.
Ağır siyasi hava yine baharın kokusunu bastırdı.
Herkesin gözü oy hesabına düşünce doğadaki canlanmayı gören de kalmadı.

xxx

Yıllardır hemen her bahara krizlere gebe olarak girildi.
28 Şubat krizi, Anayasa fırlatma krizi, 27 Nisan krizi, 367 krizi, Ergenekon kazıları…
Her 24 Nisan öncesi kronik hale gelen bir de klasik ‘Ermeni krizi’
Saymakla bitmez…
Neredeyse Bahar aylarının gelmesinden korkmaya başladık.
Yine ne krizi olacak beklentisi, bu yaz nasıl geçecek endişesi kader haline geldi.
Ankara hiç hak etmediği biçimde krizlerle anılır oldu…

xxx
Her Ankaralının başına gelmiştir.
Nereli olduğunuzu öğrenince insanların aklına o meşhur soru gelir:
“Ne olacak bu memleketin hali…”
Sanki Ankaralı olunca bütün memleket halinden anlamamız gerekirmiş gibi…
Burada dursa yine iyi…
Sorular peş peşe gelir.
Yanıtlar hiçbir zaman tatmin edici olmaz…
Soruyu da laf olsun diye sormuştur; sizin yanıtınızdan önce de zaten ne olacağı hakkındaki düşüncelerini anlatır biter.
Krizi de size bırakır.
Sanki tek nedenmişsiniz gibi…
Dedik ya zordur Ankaralı olmak…
Hele biz Ankaralı gazeteciler için…
Cümle hep aynı başlar:
“Sen gazetecisin, bilirsin…”
xxx

Başkent’ten haber merkezlerine geçilecek her haberin içinde de bir kriz aranır.
Televizyonların son dakika anonsları korku yaratır.
Kriz ve sorun içeren haberler öylesine kanıksanmıştır ki,
Normal bir haber verdiğinizde burun kıvrılır.
Sayfalarda yer bile bulmayabilir.
xxx

Yine ağır bir hava var Ankara’nın üstünde.
Siyasilerin karşılıklı en ağır suçlamaları havada uçuşuyor.
Geleceğimizin her alanını belirleyen Anayasa değiştirilmek istenirken kafalarda soru işaretleri…
Umut mu, karamsarlık mı?
Belirsizlik baharın insanın kanını kaynatan coşkusunu çoktan bastırmış,
Gülümseme yerine asık, gergin suratlar…
Meclis bahçesinde açan karayemişin çiçekleri bile umurlarında değil…

xxx

Algı mı yoksa gerçek bu mu?
Asırlar sonra insanlık yeniden ‘Cilalı Taş Devri’ni yaşarken Ankara’nın görüntüsü bu.
Neredeyse Ankara’nın yanından kriz sözcüğünü kaldırmak imkansız hale geldi.
Kriz bir gölge gibi Ankara’nın peşini bırakmıyor.
Çözümlerin merkezi olması gereken Ankara, sorunların temeli olarak görülüyor.

xxxx
Acaba Gölbaşı, Eymir, Karagöl, Bayındır, Çubuk’un çevresinde bir tur atsalar…
Baharla birlikte kendisini doğanın kucağına bırakan insanların yüzüne bir baksalar
Doğadaki canlanmadan can bulsalar…
Krizden beslenen bir Başkent mi, krizleri çözen bir Başkent mi olacağına bir an önce karar verseler…

20 Mart 2010 Cumartesi

HABERTÜRK YAZILARI/ ODTÜ VE PROTESTO

ODTÜ, Ankara’nın batısındadır.
Sadece coğrafi konumu gereği değil.
Kurulduğu günden buyana hem üniversite yönetiminin hem öğrencilerinin tutumu Ankara’yı aşmıştır.
Kaliteli bilimsel çalışmanın, ilericiliğin ve aydınlığın, duyarlılığın, protestoların sembolü olmuştur.
Tarihi boyunca birçok eyleme, öncülük, ev sahipliği, tanıklık yapmıştır.
68 kuşağının ABD Büyükelçisi Commer`in arabasını yakmasından bu yana ‘protesto’ ODTÜ’nün geleneğinde vardır.
Her kuşak kendi eylem biçimini geliştirir.
Çoğu da yaratıcılık ürünüdür.
xxxx
ODTÜ’de yeni kuşak da bu protest geleneği sürdürüyor.
Geçen yıl TÜBİTAK'ın Darwin sansürü karşısında, "Bu da TÜBİTAK'a kapak olsun" olsun diyerek stattaki ‘Devrim’ yazısının ‘D'sini kapatıp yaptığı ‘Evrim' eylemindeki yaratıcılığı ile alkış alan öğrenciler baharla birlikte yine eyleme başladılar.
Geçen hafta da ses getiren eylemlere imza attılar.
Başkent’te toplu taşım ücretlerindeki kaos karşısında sessiz kalmadılar.
Bir hafta içinde otobüs ücretlerindeki indirim ve zamları protesto ettiler.
xxxx
Protestoya alışkın olmayan kültürümüz hemen harekete geçti.
Yöneticiler karar alacak ‘tebaa’ uyacaktı.
Uymazsa haddi bildirilecekti.
Nitekim öyle oldu…
‘Parasız ulaşım’ diyen öğrencilere önce polis haddini bildirdi.
Ardından yöneticilerimiz…
Nutuklar atıldı;
“Akıllı olun akıllı, bundan bir yere varılmaz…”
Varılacak yer neresi acaba…
xxxx
Şimdi bu tür eylemler devam ederse ODTÜ ve Hacettepe'ye otobüs gönderilmeyecekmiş.
Yürüsünler de akılları başına gelsin…
xxx
İlginç olan bu arada ODTÜ yönetiminden ses çıkmaması.
ODTÜ’yü efsaneleştiren sadece öğrenciler değil, yöneticilerinin de duruşu.
Kurucu rektör Kemal Kurdaş’ın, ODTÜ öğrencilerinin ABD Büyükelçisinin arabasını yakmasını ‘şiddet eylemi’ değil ‘demokratik tepki’ olarak gördüğünü söylemesi…
Yerine gelen Erdal İnönü’nün öğrenci eylemlerinin en yoğun yaşandığı dönemde kampüse askeri güçlerin girmesine karşı çıkışı…
ODTÜ içinden yol geçirilmek istenmesi, Başkentliye Kızılırmak suyu içirilmesi karşısında Vural Akbulut’un mücadelesi…
‘ODTÜ’lü olmak’ ‘farklı’ olmayı gerektiriyor…