27 Temmuz 2011 Çarşamba

HABERTÜRK YAZILARI- DÖNÜŞ

DÖNÜŞ

Doğrusu Ankara'dan uzak kalmak zor...
Biz giderken kriz vardı.
Ruhumuz ‘tatil' diyorsa da ‘beynimiz' hâlâ işteydi...
Yemin krizi bitmiyor; ‘tatil' başlayamıyordu.
Neyse ki ‘uzlaşma' sağlandı;
Tümü olmasa da vekiller kürsüye çıktı, yemin etti;
Meclis tatile girdi de televizyonu kapatıp ruhumuzu da beynimizi de tatile teslim etmeyi başardık.

xxx

Televizyonu kapattık kapatmasına da sokakları kapatmak mümkün değil ki...
Sanki bütün Ankara Ayvalık'a taşınmış.
Her yer ‘06' plaka ile dolu.
Kızılay Meydanı mı, Ayvalık iskelesi mi belli değil.
Krizin etkisi sahilde, kafelerde de sürüyor.
Herkes ‘siyaset' konuşuyor.
Üstüne ‘şehit' haberlerinin travması...
Cunda'ya kaçsanız da bir şey değişmiyor.
Dibektaşında dövülen kahveyi yudumlayıp martıların kendini süzülerek bıraktığı denizi seyretmeye dalmayı hayal etseniz de, nedense artık her lokantada bunmayan Papalina'nın tadına bakmak isteseniz de yan masalarda politika konuşuluyor.
En iyisi ara sokaklara dalmak...
Ama, ‘ekonomik kriz' açıklamaları her şeyin üstüne tuz biber...

xxx
Belki de doğrusu ‘deniz tatili'ni boş verip memleketimin dağlarına kaçmak...
Önce seçim, ardından ‘yemin krizi' nedeniyle gidemediğim çocukluğumun dağlarına...
Hem, deprem sonrası Simav'a giden Yavuz (Donat) ağabey bile, dönüşte uğrayıp, "Kendimi Alplerde gibi hissettim, senin ne işin var Ankara'da" diyerek hasret damarlarını kabartmamış mıydı?
İşte fırsat bu fırsat...
4 saatlik zor bir yolculuktan sonra işte gürgen, kestane, çam ağaçları arasındaki köyüm...
2 ay önceki 5.9'luk depreme rağmen hâlâ canlı...
Sonrasında irili ufaklı 10 binden fazla deprem yaşamışlar halbuki...
Evim, ilkokulum, annem, babam, akrabalar, arkadaşlar, hatta oralarda bıraktığım kitaplar...
Hepsi orada...
Yıllar önce bıraktığım gibi...
Tek fark evlerin arasındaki çadırlar.
Bir de depremden sonra kendi elleriyle yıktıkları minareler.

xxx

Depremle yaşamayı öğrenmişler.
Uzmanlaşmışlar hatta...
Sallanıyorsunuz, "3.2" diyor birisi.
Beş dakika sonra internetten Kandili'nin sitesine bakıyoruz, doğru...
4'e kadar kimse yerinden kıpırdamıyor.
Deprem fıkraları yazıp neşelerini buluyorlar.
Tek dertleri ‘unutulmuşluk'...
"İstanbul'da küçük bir deprem olsa bütün gazeteler, televizyonlar ayağa kalkıyor, biz burada her gün sallanıyoruz tek satır yazmıyorsunuz" diye şikayet ediyorlar.
Bir de artık para etmeyen sebze meyveleri...
Gelen yetkililerin bu konudaki yakınmalara, verdiği "İyi ya... Milet ucuza yer. Artanı da siz kendiniz yersiniz" yanıtını eğlenerek anlatıyorlar.
Onca zorluğa rağmen moral buluyor, Ankara'yı unutturuyorlar.
Ama Ankara kendisini unutturmuyor.
Dönüş vakti geliyor.

xxx
Halbuki Sezen Aksu yine yapmıştı yapacağını;
"Bakarsın Umduğundan Güzel Geçer Yaz" deyip umutlandırmıştı.
Döndük...
O kadar çok şey birikmiş ki...
Ankara'nın ‘yeni' amblemine bile sıra gelmedi daha...
Ama daha yaz bitmedi.
Belki de yeni başlıyor.
"Bakarsın Umduğundan Güzel Geçer Yaz"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder