13 Şubat 2010 Cumartesi

AÇILIM SIRASI BİZDE
Sevgili Ankara Temsilcimiz Muharrem Sarıkaya baktı ki Oblomov ruhumun beni terk edeceği yok, şakası olmayan bir ses tonuyla son noktayı koydu:
-Yeter artık; Çarşamba başlıyorsun...
Yayın Yönetmenimiz Oğuzhan Beyaz da Habertürk Ankara'nın birinci sayfasından anonslara başlayınca çaresiz soluğu mesleğimizin piri Bekir Coşkun'un yanında aldım:
"Ağabey, beni Birinci Köye bıraktılar. Ne olur şu garibe bir el ver..."
Bekir Ağabey dudaklarında hiç eksiltmediği o muzip gülümsemesiyle, çaktırmadan işin sırını verdi: "
Yok öyle... Bedavadan olmaz bu işler. Gideceksin, gece gündüz çalışacaksın. Gerekirse uyumayacaksın.
Sabahlara kadar uğraşacaksın. Ben yıllarca öyle yaptım, gerisi geldi..."
Ankara'da 25 yıla yakın bir süredir haber peşinde koşturan, arkadaşlarımın yazdığı haberlerle uğraşan biri olarak farkındayım elbet gazetelerin bu köşelerinde kalem oynatmanın zorluğunun...
Sınırlarım belli...
‘Kent' yazacağım...
Ankara'nın dışına çıkamayacağımBaşkent'e sadece ‘kent' gözlüğüyle bakacağım.
Çaresiz dönüyorum haberlerin başına.
Türkiye'nin her yerinden ‘açılım' haberleri geliyor.
Benim ise aklım ‘Kent'te...
Sözlük anlamı geliyor gözümün önüne; ne yazılabilir kent üzerine...
Buradan türeyen sözcüklere kayıyor düşüncelerim.
Daha iyi olanakların sunulduğu, karşılıklı saygıya dayanan uygar ilişkilerin hakim olduğu, bir arada yaşamanın, haklar ve özgürlükler korunarak belirli kurallara bağlandığı bir yaşam biçimi mi kentler...
Yoksa beton yığınlarının doğayı yok ettiği modern yaşam alanları mı?
İnsanları, istedikleri gibi yaşamalarını engelleyip, belirli kulvarlarla zorlayan, hayatı sınırlayan acımasız bir olgu mu kentleşme?
Bilimin, sanatın, uygarlığın kaynağıdır, medeniyetin oluşum mekanlarıdır aslında kentler.
Ama ‘Aydınlanma Çağı'nı ıskalamış bir toplum olarak yapılarıyla, mimarisiyle, ilişkiler bütünüyle kısacası kültürüyle devasa köylere çevirdiğimiz bu mekanlardan yeniden ‘kent' yaratmanın; kentleşme ve kentlileşme sürecini tamamlamanın tek yolu var;
Bilimden, bilimsellikten uzaklaşmamak.
Yeniden haberlere dönüyorum bunları düşünürken...
‘Açılım'ların gölgesinde kalan ‘kapanım'lar...
12 Eylül'den sonra bilim yuvası üniversiteleri yeniden bilime döndürmek adına belirli bir hizaya sokmak amacıyla kurulan YÖK'ün aldığı kararın haberi geliyor önüme:
"Hukuk Fakülteleri'nde ‘Roma Hukuku ana bilim dallarının kapatılmasına...'
'Avukat değil ‘hukukçu' yetiştirmekle tanınan Ankara Üniversitesi'nde bir komisyon oluşturulmuş, Roma Hukuku Ana Bilim Dalı altındaki derslerin ve hocaların bundan sonra hangi ana bilim dalında devam edeceğine çalışıyorlar.
Uzmanlar tartışıyor;
‘Demokratikleşme' için Türk hukuk sisteminin Avrupa hukukuna uyarlanmaya çalışıldığı dönemde, Batı hukukunun temeli Roma Hukuku ana bilim dalının kapatılması ne anlama geliyor. Modernleşmenin, aydınlanmanın kaynağı hukuk eğitimindeki bu radikal değişimin, insan ilişkilerinin, hakların, özgürlüklerin belirli kurallara bağlandığı kent yaşamına yansıması ne olacak?
Buna benzer konularla beraber olmak üzere merhaba…
****

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder