13 Şubat 2010 Cumartesi

AYAZDA KALMAK

Kapıdan içeriye girdiğiniz anda Ayaz yüzünüze çarpıyor.
Üşüten değil, sımsıcak saran, sizi içine çeken bir Ayaz .
Bir renk cümbüşü içine buluyorsunuz kendinizi.
Boyalar, boyalıktan çıkmış tuvallerde enerjiye dönüşmüş.
Alıp götürüyor, tuvallerin içine çekip düşündürüyor, dans etme isteği uyanıyor içinizde…

xxx

Bir tablonun karşısında Mustafa Gazalcı, kendinden geçmiş;
-“Böylesini batı ülkelerinde burjuvalar yapıyor. Bizde ise ancak bir Köy Enstitülü gerçekleştirebilirdi. Ondan da bu beklenirdi zaten” diyor…
Katlar arasında dolaştıkça hayranlık daha da artıyor.
Hem duvarlardaki tablolara hem de, örneklerine ancak gelişmiş ülkelerde rastlayabileceğiniz müzeye…

xxxx

Mustafa Ayaz’dan söz ediyoruz.
Atatürk’ün yaşamını yitirmesinden birkaç ay önce Trabzon’un Çaykara ilçesinde başlayan yaşam yolculuğunda, yaşı 70’i devirmesine karşın hala genç kalmayı başaran, sınırları aşan ressamımızdan.
Okulla 10 yaşından sonra tanışan, çoğu köy çocuğunun yaşamını değiştiren Köy Enstitüsü’nde yeteneğini keşfeden öğretmeni sayesinde yönünü sanata çeviren; imkansızlıkları aldırmadan sürekli yaratan Ayaz’dan…


xxxx

“1974 yılında, Yenimahalle Şentepe’de gecekondumu yaptığım zaman dünyalar benim olmuştu” diyor. Gecekondunun ‘sanatevi’ olması için bahçe duvarına kabartma tasarlayan Ayaz, 35 yıl sonra yine farkını ortaya koyuyor.
“En güzellerini orada yaptım” dediği gecekonduda ürettiği eserlerinden kazandığı parayla inanılmazı başarıyor.

Tam Ayaz’a, tam Ayaz’ı yetiştiren Köy Enstitülerine, Köy Enstitülerini yaratan Cumhuriyet değerlerine, Cumhuriyetin Başkentine yakışan bir başyapıt.

xxxx

İstanbul’un sanat yaşamına çok şey kattı, ‘İstanbul Modern’
Sanata katkısıyla da Eczacıbaşı grubu hak ettiği alkışı aldı.
Ankara’da Ayaz Müzesi’ni görünce, bu ülkeden kazandıkları parayla sanata sırt çeviren işadamlarına hayıflanmamak, sanata- kültüre yeterince bütçe aktarmayan devlete kızmamak mümkün değil.

Ama Mustafa Ayaz, hayıflanmak, kızmak, eleştirmek yerine tabloları gibi yaratmayı tercih etmiş.
-“Buraya korkunç paralar öneriyorlar. Ben gençliğimden beri tasarladığım bir rüyayı harcayamam” demiş, imkansızı başarmış.
Bir tablosuna da işlediği gibi “yaptıklarım değil, yapacaklarım heyecanlandırıyor beni” diyerek ideallerinden vazgeçmemiş.

Yıllar yıllar önce Çorum Öğretmen Okulu’na tayin olduğunda, yokluklar içindeki okulda ilk işi ardiyeyi atölyeye çevirmek olan Ayaz, kolları sıvamış:
“Devlet sanatçıya sahip çıkmıyorsa, sanatçı kendine sahip çıkmalı. Yani hep beklersek ki devlet bize sahip çıksın, devlet bize müze yapsın, devlet bize galeri yapsın, ilelebet yapmaz ve biz de tembel tembel otururuz. Biz kendimize sahip çıkmalıyız. Örneğin ben, Türkiye’de benden daha çok resim satanlar var. Ama bu paralar çarçur ediliyor sağa sola. Ben çok hesaplı bunları biriktirdim.”

xxxx

Artık Ankara’da yapılması gerekenler sıralamasının değişmesi gerek. Kaçıncı sırada olur bilemem ama, “Mustafa Ayaz Müzesi ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı”nın mutlaka gezilmesi, görülmesi gereken yerler arasında yeri alması muhakkak.
O Ayaz’ın sizi de çarpmasını istiyorsanız bulması gayet kolay.
Balgat’ta, Dışişleri Bakanlığı’nın, Sayıştay’ın hemen arkasında. Ziyabey Caddesi üzerinde.
Ne zaman gitseniz geç kalmazsınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder