Farkında mısınız bilemiyorum.
Başkent’in hala bir amblemi yok.
Her ne kadar amblem olmasa da Ankara deyince hemen herkesin aklına iki unsur geliyor; biri Çankaya, diğeri Ankara Kalesi.
Biri çağdaş Türkiye’yi, diğeri tarihi simgeliyor.
Ankara’nın tarihini barındıran yapıların büyük bölümü Altındağ’da.
Hitit, Lidya. Pars, Galat, Roma uygarlıklarının yanı sıra Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izlerini Altındağ bölgesinde görmek mümkün.
xxxx
Bir süre öncesine kadar gözlerimizin önünde tükenen bu tarihi yapılara biri el attı.
Belediye Başkanı Veysel Tiryaki gönül verdi;
Çıkrıkçılar’dan başlayarak Hamamönü’nde tarih canlanmaya başladı.
Eskinin yıkık dökük tarihi Ankara evleri yepyeni bir çehre kazandı.
Külliyeler, anıtlar restore edildi.
Kalenin eteklerindeki sokaklar giderek cazibe merkezi haline geldi.
Yeni işyerleri açıldı, öğrenciler, turistler sokakları aşındırmaya başladı
xxxx
Bir bölge canlanın değer kazanmaya başlayınca maalesef bazılarının iştahını da kabartıyor.
Önceki gün de böyle oldu.
Hamamönü’ndeki tarihi evlerden biri gece yarısı çöktü.
Bereket, içinde yaşayan öğrenciler o gece yoktu, can kaybı olmadı.
Yan taraftaki arsa sahibi temel kazmaya başlamıştı.
Bunun için Belediyeden falan izin almaya da gerek görmemişti.
Neden alsın ki…
Bir an önce işini bitirip ranttan payını alması gerekiyordu.
xxxx
Tarihi yapıların yoğun olduğu bölgede iş yapmak zordur.
Bir sürü prosedürü tamamlamak, izinler almak gerekir.
Proje çizdireceksin; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin alacaksın.
Komşuna zarar vermeyeceksin, kafana göre iş yapmayacaksın.
Masrafı da daha fazladır.
Gecekondu zihniyeti de olunca; hafta sonu vurdu kazmayı.
Kimse görmezdi, belediye gelip müdahale edemezdi nasıl olsa.
xxxx
O ev kim bilir nelere tanık olmuştu.
Birkaç yüzyıl içinde isyanlar, yangınlar, yıkımlar görmüş;
Mutluluklar, hüzünler yaşamıştı.
Belki 17’inci yüzyılda çıkan Celali İsyanları sırasında yanmış, yeniden yapılmıştı.
Belki Kurtuluş kahramanlarına ev sahipliği yapmıştı.
xxxx
Yüzyıllar boyu, Ankara’nın merkezindeydi.
Cumhuriyetle birlikte Ankara’nın Başkent ilan edilmesinden sonra kentin merkezi değişiyordu.
Yenişehir, Kızılay, Çankaya…
Ankara büyümeye başlamış,
Bulunduğu yer giderek gözden düşmüştü.
Uzaklarda önce düzenli yapıların yükseldiğini gördü.
İçinde yaşayanların kendisini terk edip apartmanlara taşınmasına,
Gecekonducuların işgaline tanıklık etti.
xxxx
İçinde yaşayan olmayınca dayanacak gücü kalmamış;
Sağı solu yıkılmaya, sıvaları dökülmeye başlamıştı.
Çevredeki evlerde de sesler azalmış, sokaklar boşalmıştı.
Eski günlerden eser yoktu.
Gün geldi, restorasyonlar başladı.
Yıkıklar düzeldi, sıvalar onarıldı.
Sokaklara yeniden kaldırım taşlarıyla döşendi.
Eski güzel günlere dönülüyordu.
xxxx
Derken yandan sesler duyuldu.
Yüzyıllara tanıklık eden temelleri, direkleri kazmaların darbelerine direnemedi.
Bir gece yığıldı kaldı.
xxxx
Yıkılan sadece Hamamönü’nde bir ev değil.
Yıkılan bir tarih, Başkent’in zengin kültür birikimi.
Yıkan ise bu gecekondu anlayışı;
Bir kentin kimliğini gösteren en önemli özellik mimarisidir.
Sanat yapılarıdır, kültürel mirasıdır.
Bunlara sahip çıkan ve geliştirmeye çalışan zihniyet kimlik göstergesidir.
Gecekondu zihniyetinin değil,
13 Şubat 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder