Kızılay, Başkent’in kan bankası…
Cazibesini yitireli çok olmuş; kaderi giderek Ulus meydanına benziyor.
Geçmişin Kızılay kültürü unutulmaya mahkum...
Yenişehir’in yerini bilen; ‘Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni hatırlayanların sayısı giderek azalıyor.
xxxx
Çok eskilerden bahsetmiyoruz…
Şunun şurasında yarım asır öncesi…
Soysal Apartmanı, Güvenpark’ın gerçekten park olduğu, bahçesinde soda içilen üç katlı Kızılay Binası’nın bulunduğu, Ankara’nın ilk Gökdeleni’nin yapıldığı günlerden değil.
O günlerin Ankara’sını yaşama şansımız olmadı, sadece anlatılardan, fotoğraflardan, kitaplardan biliyoruz.
Son 10-15 yıldaki değişim bile Kızılay’ın nasıl giderek yok olduğunun acı bir resmi.
xxxx
Meydanlığı kalmayan Kızılay’ın ortasında durduğunuzda dört bir yanı bile can damarlarının nasıl kesildiğini gözler önüne seriyor.
Eskinin Gökdelen’i, ‘Emek İş Hanı’ olmaktan çoktan çıktı;
Eski misyonunu kaybedeli çok oldu; “otel mi yapsak acaba?” kavgası sürüyor.
Diğer yanda Soysal Han, eski özelliğini yitirse de neyse ki hala giren çıkanı var.
Güven Park, dolmuş duraklarının tecavüzünden yıllardır kurtulamıyor, umunu çoktan yitirmiş.
Karşınızda 30 yılın hayalet binası…
Onun kaderi giderek netleşiyor.
Çankaya Belediyesi’nin almaya gücü yetmedi.
Para galip geldi.
Büyük bir iş merkezi olacakmış;
Fransa’daki ‘Galleries Lafayette’ benzeri…
Adı kulağa hoş geliyor, ama…
xxx
Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık konuğumuzdu önceki gün.
Uzun uzun Kızılay’ı konuştuk, anlattıkları haber sayfalarımızda…
Tanık, bir bilim adamı titizliğiyle konuşuyor.
‘Şehir plancısı’ kimliğinden ‘politikacı, belediye başkanı’ statüsüne geçememiş henüz.
Belki de geçmesi gerekmiyor, geçmese daha iyi olur.
Hayalleri var.
Kimine tereddütlü yaklaştık, bir Ankaralı olarak itiraz etti.
Ama ‘politikacı şapkası’ olmadan gerçekleştirmesi de çok zor.
xxx
Dün Başkent yağmurluydu.
Aldırmadan yine Kızılay’a uğrayıp nasıl can çekiştiğini bir kez daha görmek istedim.
Yıllar önce arkadaşlarla randevulaştığımız Zafer Çarşısı’ndan başlayarak Kızılay meydanına kadar yürüdüm.
Ardından, Konur Sokak’ta bir kafeye oturup çayımı yudumlarken kafamda geçmişin anıları, Tanık’ın projelerini gözümün önüne getirmeye çalıştım.
Çevredeki çaput pazarları, yollara taşmış işportacı görüntüleri, bir anda kafamdakileri, önümdeki çay gibi imam suyuna dönüştürmeye yetti.
xxxx
Kızılay’ı kurtarmak için belli ki fazla zaman kalmadı.
En kolayı, yöneticileri suçlamak.
Seçimden seçime gidip oy vermek, sonra da hayıflanmak.
Asıl sorumluluk Başkentlilere düşmüyor mu?
Gazeteci Attila Aşut’un, Sevgi Soysal anısına yazdığı ‘Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ şiirindeki gibi:
“Görüyorum zaman zaman
O günlerden arta kalan
Ak saçlı delikanlıları
Yorgun bedenleriyle geçiyorlar Bulvar'dan
Yüreklerinde isyan ateşleri.
Görüyorum zaman zaman
O günlerden arta kalan
Ak saçlı delikanlıları
Yorgun bedenleriyle geçiyorlar Bulvar'dan
Yüreklerinde isyan ateşleri.
13 Şubat 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder