13 Şubat 2010 Cumartesi

KIRMIZI SOĞAN FİYATLARI

Bir gün sonra ortalığı karıştıracak haberi bitirmişti;
Daktilodan kağıdı çıkarırken gözlüklerinin üzerinden bakıp bize seslendi:
-Çocuklar, kırmızı soğan fiyatları çok artmış. Şunu haber yapsanıza…
Keyifli bir haber yakaladığında aklına gelirdi kırmızı soğan.
“Herhalde akşama rakı sofrası kuracak, kutlayacak” diye düşünürdük.

xxx
Sanıyorum 1985 ya da 86’lı yıllar.
Mesleğe başladığımız ilk yıllar.
O ise bırakmaya hazırlanıyordu.
‘Kırmızı soğan’ dedikçe nereden bilebilirdik şairlik günlerini hatırladığını…
xxx

‘Kenan Harun’ ismine yıllar sonra kitapçıda rastladım bu kez.
Edebiyat Dergisi ‘Kitap-lık’ta.
Ölümünden 7 yıl sonra yeniden yayınlanan yazısında.
Asıl soyadını ‘Harunoğlu’ diye bilirdik ama aslında o da değilmiş.
‘Hececilerin ölçülü- biçili mısra anlayışına karşı mücadele başlattıkları dönemde adı, soyadı kafiyeli oluyor diye ‘Soran’ yerine babasının adını seçmiş.

xxx
Erken başladığı şairliği erken bırakmış, gazeteciliği seçmişti.
O dönemki arkadaşları Salah Birsel, Özdemir Asaf, Behçet Necatigil, Oktay Akbal, Cemil Meriç sonraki yıllar Türk edebiyatına damgasını vurmuş isimlerdi.
O günleri anlatmaktan çok hoşlanmaz, ‘Çocuklar bir iki yıllık şairliğim var, üstelemeyin’ der, kendisinden konuşulmasını istemezdi.
Çok üsteleyince soyadlarını nasıl değiştirdiklerini dinlemeyi başarmıştık:

“Özdemir’i Oktay alıp getirmişti Servetifünun’a. Aramıza katılır katılmaz da ilk şiiri yayımlanacağı zaman ismi sorun olmuştu. Daha önce Özden mi, Özdem mi öyle bir soyadı kullanmıştı imzasında. Oktay bu soyadını beğenmemiş, ‘Öz, Öz, Öz... Değiştirelim adını’ demişti. ‘Özdemir Arun’da karar kıldık. Gerçek soyadı idi Arun. Fakat o sayıya sadece ve sadece üç şiir giriyordu. Dergi basılınca ne görelim. Kapakta alt alta sıralanmış: Kenan Harun, Esat Sadun, Özdemir Arun... O zaman fark ettik: İsimlerin üçü de un’la bitiyordu. Aldı mı bizi bir telaş! Hececi hasımlarımızın eline yeni bir koz vermiş olmuyor muyduk? Hemen isimlerdeki bu ‘uyum’u ortadan kaldırdık. ‘Esat Sadun Sümer’ oldu. Özdemir de soyadından vazgeçip daha ‘şairce’ bulduğu, baba adı Asaf’ta karar kıldı.”

xxx

Adı çok bilindik kitapçıda dolaşırken aklıma geldi:
-Sizde Kenan Harun’un kitabı bulunur mu?
Ama kitapçılar çoktan ‘kitabevi’ olmaktan çıkmış, ‘kitapmarket’e dönüşmüştü.
Raflardan kitap bulmak, açıp bir iki sayfa okumak ne mümkün...
Eski kitapçılar da tarihe karışmış, çalışanların çoğunun yazardan, kitaptan haberi yok.
-Hiç duymadım, bilgisayardan bakalım’

xxxx

Haklıydı bir bakıma.
Bizim bile, kısa süre de olsa beraber çalışırken değerini anlamadığımız Kenan Harun’u nasıl bilebilirdi.
Şairliğini 1940’lı yıllarda bırakmış, her gün üreten, her gün tüketen bir mesleği, gazeteciliği seçmiş bir kişiyi nasıl hatırlayabilirdi.
Bari gelmişken Barış’ın istediği kitapları alayım diye düşündüm.
Max Weber’i de hiç duymamıştı;
Bilgisayardan arama yaparken ‘Marks’ diye yazdığını görünce vazgeçip, pazara kırmızı soğan fiyatlarına bakmaya gittim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder