“CASONA’nın 1961-1962’de sahnelenen ’Ağaçlar Ayakta Ölür’ adlı oyunu o kadar beğenildi ki, oyuna bilet almak için insanlar Yeni Sahne civarındaki kahvelerde geceleyerek, sabahın erken saatlerinde bilet kuyruğuna girerlerdi.”
Bu satırlar, Teoman Yazgan’ın yeni kitabından…
‘Örnek Bir Cumhuriyet Kurumu. Devlet Tiyatrosu’ adlı kitabından...
Roman tadında bir belgesel kitap…
Aynı zamanda meslektaşımız olan Yazgan kitabında “Tatbikat Sahnesi ve sonraki” yıllar başlığı altında Cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosunu anlatıyor.
Üstelik başka yerde göremeyeceğimiz müthiş fotoğraflarla.
xxxx
Kitabı okuyunca üzülmemek elde değil.
Turgut Özakman, 1923’te kurulan Cumhuriyetin dört temel manevi dayanağı olduğunu söylüyor;
Halkevleri, Köy Enstitüleri, Ankara Radyosu ve Devlet Tiyatroları…
Çağdaş bir Cumhuriyet için, toplumu çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak için birbirini besleyen dört temel dayanak.
Almanya’da Hitler güç kazanırken Atatürk, aydınlığa giden yolun sanattan geçtiğini dikkate alarak genç Türkiye Cumhuriyeti’nde tiyatro, opera ve balenin gelişmesi için çaba gösteriyordu.
Daha 1924 yılında Cebeci’de Ahşap bir binada Musuki Muallim Mektebi 12 öğrenci ile eğitime başlıyor, 1928’de Konservatuarın temeli atılıyordu.
Hitler de farkında olmadan Türk tiyatrosuna katkıda bulunuyordu:
Yazgan kitabında bu durumu şöyle anlatıyor:
“1933 yılının ilk aylarında, Hitler’in iktidara gelmesi üzerine huzurları kaçan ünlü beş sanat adamı, kuruluş halindeki Devlet Konservatuarı’nda görevlendirilmek üzere Ankara’ya resmen davet edildiler. Almanya'dan pek çok önemli Yahudi kökenli akademisyen, sanatçı geldi. Bunlardan biri de Carl Ebert'ti. Ve Türk oyuncular yetiştirdi. Ebert’in öğrencileri ilk kez konservatuar sahnesinde Ankara protokolüne 11 Ocak 1940'ta 'Evin İçi' oyununu oynuyor. Ön sıralarda İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel. Türk toplumu bu sayede tiyatro nedir öğreniyor.”
Ankara’da biletli olarak ilk oyun ise 2 Nisan 1941'de Türk Ocağı salonunda oynanıyor. Goldoni'den 'Otelci Kadın', oyuncular ise Muazzez Yücesoy, Ertuğrul İlgin, Agah Hün, Cüneyt Gökçer, Mahir Canova...
xxxx
Sonraki yıllar Başkent’te tiyatro tam bir atağa geçiyor.
Nazilerden kaçan Carl Ebert, Muhsin Ertuğrul ve Cüneyt Gökçer’le birlikte bir yandan sanatçı yetiştiriliyor, diğer yandan peş peşe tiyatro sahneleri açılıyor.
2 Nisan 1949 günü akşamı yapımı tamamlanan Büyük Tiyatro’da oyunlar başlıyor.
1956’da Vakıflar Apartmanının altında Oda Tiyatrosu, 4 Ekim 1960’da Kızılay’da, ‘Yeni Sahne’ hizmete giriyor.
27 Mart 1964’te Altındağ Tiyatrosu, Başkent’teki 5’inci sahne olarak açılıyor.
xxxx
1950'lerin ilk yıllarında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki öğrencilik döneminden itibaren sadık bir tiyatro izleyicisi olan Yazgan, kitabında, Türk tiyatrosunun dev isimleri ile yaptığı röportajlarla usta oyuncuları bir kez daha ölümsüzleştiriyor.
Kitabı, belki Devlet Tiyatroları’nın bile arşivinde bile olmayan fotoğraflar süslüyor.
Kimi bölümleri okurken, “Niye ben bu günleri yaşayamadım” diye hayıflanıyor insan;
Şimdi bir mağaza olan Yeni Sahne’nin önündeki kuyruklarını okurken de hüzünleniyor.
İsmet İnönü’nün, oyunculara gösterdiği saygıyı okurken şimdi seyirci sıralarında hiçbir politikacıya rastlayamadığını fark edince kızıyor insan.
xxxx
Televizyon yokken, gazeteler bu kadar yaygın değilken sadece Ankara değil, tiyatronun usta isimlerini bütün Anadolu bilirken şimdi tiyatro sanatçıları sadece dizilerde rol alınca tanınıyor.
Gazetelerde de ne yazık ki sanatlarıyla değil skandallarıyla yer bulabiliyor.
xxxx
Bugün gelinen noktaya bakılırca Cumhuriyetin çağdaş yaşam hedefini besleyen Halkevleri, Köy Enstitüleri, Ankara Radyosu ve Devlet Tiyatroları’nın neden yıllar yılı politikacıların hedef tahtasında olduğunu daha iyi anlayabiliyor insan.
13 Şubat 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder