Karmaşık siyasi ortamda, gündemde hak ettiği yeri bulmayan bir gelişme yaşandı son dönemde...
Mimar Sinan'ın torunu olduğunu söyleyen Sinan Yönel, miras peşinde, hakkını arıyordu; elinde tapular...
Vakıflar Genel Müdürlüğü ile hukuk savaşı başlattı...
Dededen kalma milyarlarca liralık gayrimenkulünü istiyor. Vakıflar ise iki ayrı Mimar Sinan olduğunu savunuyor.
Derdimiz bu rant paylaşımı, Mimar Sinan'ın değeri parayla ölçülemeyen vakıf mallarının kime ait olduğu değil; akıbetine yargı karar verecek.
Koca Sinan'ın bıraktığı mimarlık misyonunun geldiği durum derdimiz.
xxxxx
Bakanlar Kurulu kısa süre öce bir karar aldı. Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi ikiye bölündü.
Artık yeni bir Mimarlık Fakültemiz daha oldu.
Şimdi Üniversite yönetimi, akademisyenler, meslek odaları Mimarlık Fakültesi için yeni eğitim programı modellerini tartışıyor.
Üzerinde durulan yeni modele göre Gazi'nin yeni Mimarlık Fakültesi dört bölümden oluşacak; Mimarlık, Şehir ve Bölge Planlaması, İç Mimari, Peyzaj Planlaması.
Bu modele göre ilk iki senede mimarlık eğitimi verilecek, sonrasında ise 3 ve 4 sınıflarda bölümlere ayrılacak.
Şehir planlama, iç mimari vs. eğitimi verilerek ‘mimar' diploması ile mezun edilecek.
xxxx
Uzmanı olmadığım alanda ahkam kesmek haddime değil.
Amacım akademisyenlerin kendi içindeki tartışmasını aktarmak.
Öncelikle belirteyim, neredeyse bütün akademisyenlerin ortak görüşü 4 yıllık bir eğitim süresinin zaten yeterli olmadığı.
Mimarlar ve Planlamacılar ikiye ayrılmış durumda.
Adına ister meslek şovenizmi, ister başka bir şey deyin, her iki taraf da kendilerini haklı görüyor.
Mimarlık ve Planlama tek disiplinli bir bilim ve iki ayrı meslek alanı.
xxxxx
Dört yıllık bir eğitim sonunda iki karpuz nasıl sığdırılacak; 2x2 üniversite eğitimi.
Sonuç; mimar şehir ve bölge plancısı, iç mimar...
İki yıllık bir eğitim sonunda tam anlamıyla içselleştirilmemiş bir diploma.
Şimdi bu model geçerli olursa kısa süre sonra zaten çoğu işiz mimarlar ordusuna ‘mimar' kimliğinin yanına başka unvanlar eklemiş mezunlar gelecek.
Tam da ‘piyasa şartları'nın; yollar, köprülü kavşaklar, alt geçitler için ‘Ben çiziyorum, mimarlar mühendisler uyguluyor' diyen belediye başkanlarının istediği çözüm.
Xxxxx
‘Plan mı pilav mı' tartışmalarıyla ‘Planlama' kültürünün yerini "Projeci" kültürü aldı.
Planlama hep ayak bağı olarak görüldü.
Depremlerle sarsıldık, sel felaketleri yaşadık, çevre sorunları arttı. Hala ders alamadık.
Selimiye'den yüzyıllar sonra yapılan Kocatepe Camisine bakın.
Kısa süre önce yaşanan sel felaketinde müteahhitlerin yaptığı köprüler yıkılırken Mimar Sinan'ın yapıtları hala ayakta...
Şimdi daha iyi anlaşılıyor, neden Mimar Sinan'ı rant olarak algıladığımız.
Neden yeni Mimar Sinanlar yetiştiremediğimiz...
Üniversitelerin, akademisyenlerin konuya daha ciddi eğilmesi gerekmiyor mu?
13 Şubat 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder