30 Kasım 2010 Salı

HABERTÜRK YAZILARI/ ANAFARTALAR

ANAFARTALAR

Anafartalar Caddesi...
Hangi kente gitseniz karşılaşacağınız bir cadde...
Atatürk'ün anısına neredeyse her şehirde mutlaka var...
Başkent'te ise kaderi o şarkıdaki gibi...
"O eski halinden eser yok şimdi..."

xxx

Cumhuriyetin kuruluş yıllarına tanıklık eden Anafartalar mesleğe başladığımız 80'li yılların ortasında gazeteciler için uğrak noktasıydı.
Haber oradaydı...
‘Adliye Sarayı'nda...
Ama saraylığının son günleriydi...
Yeni adliye binası yapımı sürdüğü için ihmalin izleri gizlenemiyordu...

xxx

Cumhuriyet tarihinin resmi geçidi gibiydi Anafartalar
O yıllarda biz farkına varmasak da...
İstiklal Mahkemesi de orada kurulmuş;
Belki de şimdi çoktan yıkılan binada.
Kimlere ev sahipliği yapmamış ki;
Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşı Nuri Conker'e sık sık konuk olduğu Sakarya Apartmanı'ndan Atatürk'e ayakkabı yapan kunduracı Haim Kohen'in dükkanı'na;
Artık sadece kolonya markası olarak hatırladığımız Eyüp Sabri Tuncer'e kadar.

xxx
Sonrası mı?...
Adliye de tanışınca eski şaşaalı günler çoktan geride kalmış...
Hala bir hareketlilik olsa da kaderine terk edilmiş.
Büyükşehir Belediyesi'nin öncülüğünde başlatılan Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Projesi umut olur mu bilinmez...

xxx

Kişisel tarihimde de Anafartalar'ın küçük de önemli bir yeri oldu.
Hakim karşısına ilk çıkışımdı...
Bir davada tanıklık yapmam gerekiyordu.
O dönem Balıkesir Barosu Başkanı olan Avukat Turgut İnal, bir basın toplantısı düzenlemişti:
"Hukuk evrenseldir. Yargının askeri sivili olmaz. Askeri yargı kaldırılmalıdır..."
12 Eylül'ün ağırlığı hala kalkmamıştı...
Gazetelere kısacık giren bu haber birilerinin dikkatini çekmiş;
Savcılar da harekete geçmişti.
Turgut İnal hakkında yargı kurumlarını aşağılamaktan dava açılmıştı.
Küçük bir haber büyük bir sorun haline gelmişti.
Nedense davanın tek tanığı bendim.
Sonradan defalarca karşı karşıya kalacağımız bir çelişki ile yüz yüze ilk gelişimdi.
Haberimizde bir yanlışlık yoktu, zaten konuşmayı kasete kaydetmiştik;
Ama ısrar edersek ceza alacaktı.
Anafartalar Adliyesi'nin insanı ezen o mahkeme salonlarından birinde hakim karşısına çıktık.
Çok sayıda baro başkanı, onlarca meslektaşı, savunmak için, destek için oradaydı.
Hakim de farkındaydı, ortada bir hakaret yoktu...
Ama...

xxx

Sıra tanıklığa geldiğinde ne yazdıysak kısaca anlattık.
Zaten Turgut İnal da ısrarlıydı;
Bunun bir hakaret olmadığını, bir hukukçu olarak baro başkanı kimliğiyle görüşlerini dile getirdiğini, eleştiri sınırları içinde kaldığını tekrarladı.
Belli ki hakim, bir meslektaşına ‘düşünce özgürlüğü' nedeniyle ceza vermek istemiyordu.
Kısa bir ara verdi;
Bizi çağırdı, kafasındaki formülü bulmuştu...
Bana yeniden soracak, ben de konuşmanın kayıtlı olmadığını söyleyeceğim, duruşmadaki beyanlarından ‘hakaret kastının olmadığının ortaya çıktığını", başkaca delil olmadığı için beraat ettiğini açıklayacaktı.
Nitekim dava bu şekilde sonuçlandı;
Biz de ‘hukuk zaferi'ni oradaki hukukçularla birlikte kutladık...
Aradan yıllar geçse, caddeler de değişse nedense gündem değişmiyor.
Türkiye hala ‘askeri yargı'yı tartışıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder