YOL HİKAYESİ
Sonbahar bitmek üzere;
Kış iyiden iyiye gecikti.
Esen sert rüzgarlar yerlerdeki son gazelleri de toplamak için acele ediyor.
xxx
Sokakların gazelsiz kalması, ayazın habercisidir.
Ayaz titretir her tarafı.
Toprak ana bile nasibini alır bu ayazdan da domur domur çatlar her tarafı.
Hele de bozkırsa ise tek hakimdir neredeyse ayaz.
İnsanın içini daha bir titretir.
Belki de insanın içi titrediği için ayaza düşmekten korkar insanlar.
Öyle ya, soğukta üstüne bir şey giyer ısınırsın.
Peki ya ayazda ne yapacaksın? Neye sarınacaksın, hangi konakta ısınacaksın?
İşte böyle bir havanın işaretçisi bu rüzgarlar ve savrulan son gazeller.
Ne de olsa bozkırın ortası.
xxx
Bayram öncesi Ankara'yı boşaltan otobüslerin arkasından bakakalmış;
Çağrışımlar, anılar ‘Otobüste aşk' yazısını ortaya çıkarmıştı.
5-6 saatlik İstanbul -Ankara arası yan koltuktaki yolcuya aşık olan genç kızın öyküsünü...
Yazıyı da "Dün otobüslerin ardından bakarken düşünmeden edemedim. Kim bilir bu yolculuklardan ne hikayeler çıkar" diye bitirmiştik...
Çıktı da...
xxxx
Bir otogar.
Yine ayaz;
Anadolu'nun bozkırında, herhangi bir şehrinde, herhangi bir otogar işte.
O kadar sıradan bir gün ki, çığırtkanlar bile zorunluluktan ortalarda dolanıp duruyorlar.
Güneş, dünyayı mı ısıtsın, kendini mi ısıtsın karar verememiş.
Herhangi bir şehrin ortasındaki herhangi bir otogarda, herhangi bir başka Anadolu şehrine gidecek olan delikanlı da oturmuş otobüsünü beklemekte. Ayazı düşünmekte.
Kendi ayazını;
İçindeki ayazı.
Üşümesini ve bir türlü ısınmak için bulamadığı konağını...
Otobüsünün kalmasına da 10-15 dakika ya var ya yok.
Ama zaman sanki onu dışına atmış da, dünyada bir ömürlük misafir gibi duruyor.
xxx
Birden otogarın diğer ucundan bir siluet beliriyor.
Sanki otogarın zemini ortadan kalkmış, uçsuz bucaksız bir suya dönüşmüş, üstünde de bir Musa yürüyor.
Geçtiği yerlerde suyun üzerinde oluşan halkalar, başındaki hale ile birleşince oluşan görüntü tarif edilesi değil.
Usul usul delikanlının önünden geçip gidiyor.
Delikanlı, ayazının birden bire bahara döndüğünü, aradığı konağı bulduğunu hissediyor.
Genç kız, bir cemre gibi düşüyor delikanlının yüreğine.
Otobüsün kalktı kalkacak; delikanlı bakıyor konağına, cemresine, ateşine.
Gelmiyor ama bir türlü.
Otobüse biniyor mecburen.
Başlıyor bir türkü mırıldanmaya.
Mecnunum Leylamı gördüm
Bir kerecik baktı geçti.
Ne sordum, ne söyledi
Kaşlarını yıktı geçti
xxx
O gün, bugündür delikanlı, ne zaman bu türküyü duysa ya da mırıldansa, aynı cümleyi kuruyor:
"Ne bileyim hangi otobüse bindi!"
29 Kasım 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder