27 Mayıs darbesi, 50’inci yılını geride bıraktı…
Demokrasimizin ilk keskin virajındaki ağır kazanın üstünden yarım asır geçti.
Erkanlarda sürekli anılar, yorumlar, eleştiriler…
Ancak, hep bir şeyler eksik ve buruk…
xxx
Toplumdaki bütün algılardan farklı bir anlam taşıdı 27 Mayıs, biz ANKA’cılar için…
Bazen Sakarya Caddesindeki bir meyhanede, bazen “Cinnah sırtları”nda, çoğu zaman da Kale Washington’da dut ağacının altında…
Bir dönem Türk basınına gazeteci yetiştiren ‘okul’umuzun kuruluş yıldönümünü kutladık sürekli gençleşen öğrencileriyle hep bir masada…
Başımızda da “Cumhuriyet Kızı”
xxx
İlk karşılaştığım günkü öğretileri aklımda.
Karşımda yarım asırlık bir kalem; bir çağdaşlık simgesi, onurlu bir duruş.
İş görüşmesi ama ilk sorusu gazetecilikle ilgili değil sanki:
“Tiyatroya, konserlere gider misin?”
İlk sorusuyla verdiği öğüdün önemini birlikte çalıştığımız 15 yıl boyunca hiç unutturmadı.
Ankara’nın, sadece Meclis koridorları, siyasetçilerden ibaret olmadığını, sanatçılarıyla, komutanlarıyla, diplomatlarıyla, akademisyenleriyle, Başkent gecelerinde olmadan Ankara’da gazetecilik yapmanın sadece görüntüde kalacağını hemen her gün örnekleriyle gösterdi.
ANKA bir okuldu bizim için.
Ama Müşerref Hekimoğlu bir öğretmen değil;
“Ben patron değil, bir çalışanım burada, aynı zamanda ablanızım…”
xxx
Ankara gazeteciliğinin, sanatının, siyasetinin kısacası Ankara’nın tarihi yazılsa, filmi yapılsa, Müşerref Hekimoğlu’nun tanıklığına dayanmadan ortaya çıkacak eser şüphesiz çok eksik olur…
Tıpkı 50’inci yılında 27 Mayıs tartışmalarındaki gibi…
Tıpkı Türkiye İşçi Partisi tarihinin, tıpkı Kıbrıs Barış Harekatı tarihinin eksik kalacağı gibi…
xxx
Yarım yüzyılı geride bırakmış, güç koşullara karşın direnmekten vazgeçmiyordu;
Yaşama gücünü yazılarından alıyordu.
Her yazısında vurguluyordu; “Mutluyum. Yaşama gücümü de, sevincimi de koruyorum hala...”
Sıkıntıda olduğumuzu anladığında da güç vermekten geri kalmıyordu; “Yılgınlığa yer yok.”
Hasan Cemal’in deyimiyle “Umudu dişlerinin arasına almıştı…”
xxx
Son 27 Mayıs buluşması yine Kale’de idi.
İki kadehten sonra Aziz Nesin, Mehmet Ali Aybar ve hala her aşamada sohbetinden hoşlandığım Altan Öymen gelmişti masaya; belleklerinde taşıdıkları anılarıyla.
Tabi ki Ruhi Su türküleriyle…
Kazdağları’nda Sarıkız’ın peşinde dolaşıp akşam üzeri Cunda’da kabak çiçeği dolmasının yanında papalina…
Umut hala dişlerin arasında…
29 Mayıs 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder