4 Mayıs 2010 Salı

HABERTÜRK YAZILARI/ ŞİİRSE BEKLER BENİ

ŞİİRSE BEKLER BENİ
Kamuoyunun ne kadar ilgili bilemiyorum ama biz Ankaralı gazetecilerin son birkaç aydır en büyük derdi Anayasa…
Hangi madde ile ne değiştiriliyor; uzlaşma çıkar mı; liderler ne diyor; imzalar kimin aşamasını geride bıraktık.
Oylamalar, tartışmalar kavgalar derken ikinci turun da sonuna geliniyor.
Meclis çalışmaları gece yarılarına kadar sürüyor.
Gece Anayasa ile yatıp sabah Anayasa ile kalkıyoruz.
Neredeyse rüyamızda bile Anayasa görüyoruz.
xxx
Şimdi yine ekranda Meclis TV…
Milletvekilleri oylarını kullanmak için sıraya girmiş.
İktidardakilerin yüzleri asık…
Muhalefet yine sevinçli bir beklenti içinde…
Ama her iki taraf da gergin...
Bizim kafamızda ise soru işaretleri…
Oylama sonuçları ne olacak?
Fireciler kim…
Böyle dönemlerde şiire vururum kendimi.
Alır götürür beni dizeler.
Masanın üzerinde bir şiir kitabı…
“Şiirse Bekler Beni”
Xxx
Sergi davetiyelerine alışkın olduğumuz Doku Sanat Galerilerinden gelen paket bu kez şaşırttı bizi.
Acaba hangi ustanın sergisi var derken tablo tadında şiir kitapları…
“İyiliğin Belleği Olmaz”, “Dünde Kalan”, “Aydın Karanlığı”, “Sorusunu Unutan Toplum”, “Koca Çınar Olsanız İstemem, Şiirimin Gölgesi Yeter Bana” ve son kitabı…
Hani derler ya dumanı üstünde,
Kısa süre önce basılmış.
Kapağında Nuri İyem…
Kitabın adı bile alıp götürmeye yetti beni…
“Şiirse Bekler Beni”
xxx
Başkentli sanatseverler Doku Sanat Galerisi ile tanıdı.
Binbaşı rütbesinde iken TSK’dan emekliye ayrılıp 1984’te Doku Sanat Galerisi’ni açtı.
Bütün ustaların tablolarının buluşma noktası oldu.
Fırçası ve kalemi hiç boş durmadı.
Hem tablo yaptı, hem şiir yazdı.
Resimleri şiir kitaplarının kapaklarını süsledi.
Şiir tadında tablolar, tablo tadında şiirler…
Fırçasından, kaleminden imgeler eksik olmadı.
Necati Cumalı’nın deyimiyle “... pürüzsüz, sağlam bir deyiş ustalığı, simgelerinin zenginliğiyle dikkati çeken bir şair...”
xxx
“Okuma yazması olmayan bir toplumda bir okur buldum diye seviniyorum” diyerek imzalamış kitabını Sevgili Kıyat…
Kapağını açmadan önce önceki kitaplarından bir dizesi dolaşıyor zihnimde;
“Geceyi çatlatmadan sevgilim
Sabaha günaydın diyemezsin”
“Aynı tadı bulabilecek miyim” diye düşünerek sıyrılıyorum Anayasa haberlerinden…
Daha ilk dizelerde alıp götürüyor;
“Şiirse bekler beni
Gecemi aydınlatıp
Güneşine sarılarak sonsuzluğun umutla
Bin yıllık özlemini ısıtarak yüreğimin
Sözcükler
Tümceler ormanı
İçime sığmayan güzelliğin”
Ya şu dizelere ne demeli…
“Ölüm sallantıda
Yıldızlara gidiyoruz artık
Dur durak tanımayan açlıkla
Tarihin uçurtmasına binip
Yıldırım tezliğinde”
xxx
Eski bir şiirinde “Dilini kirletmeden yaşamak için şiirin bayrağını indirme güzelim” diyordu Kıyat…
Şiirin bayrağını indirmediği için teşekkürler…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder