31 Ekim 2011 Pazartesi

HABERTÜRK YAZILARI- CUMHURİYET'İN ANKARASI

CUMHURİYET'İN ANKARASI

Cumhuriyet Bayramı hediyesi bir gün önceden geldi.
Özel bir hediye ama kişiye özel değil;
Cumhuriyet'e yakışır şekilde ayrımsız, herkese...
xxx
Cuma sabahı gazeteleri okurken çıktı Cumhuriyet'in arasından;
"Yazarların Ankarası"...
Işık Kansu derlemiş, Çankaya Belediyesi basmış.
Cumhuriyet Bayramı için armağan.
"Ankara, taş kalpli midir?"
İlk sorusu bu Işık Abinin...
Önce kendisi veriyor yanıtını;
"Ankara, iyi yürekli insanların da her mevsim çiçeklenebildiği bir bozkırdır."
Sonra yazarların kaleminden gösteriyor kanıtlarını...
xxx
Cumhuriyet olmasaydı çıkabilir miydik köyümüzden...
Cumhuriyet olmasaydı açılır mıydı ufkumuz...
Adnan Binyazar'dan ders alma şansımız olur muydu?
İşte yine bir ders veriyor, Basın Yayın öğrenciliğinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra.
"Ankara böyle anlatılır" diyor sanki binyaşayası Binyazar hoca;
"Gittiğim her yerde o ‘gün ışığı'nı aradım, çiçeklerin rengine burnumu tuttum. Ne o ışığı gördüm, ne o çiçeklerin kokusunu aldım..."
Sardunyalı, ıtırlı, fesleğenli gecekonduları anlatıyor:
"Evlerin önünde gür ağaçlar, günün doğuşunu bekliyor, güneşten alıyor ışığını. Sularca arınık bozkır ışığı, el örmesi temiz perdelerden sızınca, yoksul odaları şenleniyordu..."
Ya bu cümleye ne demeli:
"Dönüş başlayınca içimdeki bozkır ışığı sönüyor, sardunyalar sararıyor, fesleğenler kokusuz otlara dönüyor... Otobüs hareket edip uzun yollara koyulunca, umut, sabaha dek umutsuzluğun yumağını sarar..."
Sardunyaların sararmasın Hocam, umutsuzluğun yumağını sarmayı öğretmedin bizlere...
Sürgün günlerinde Brecht'in dizeleriyle seslenmiştik sana, haberin olmadan yıllarca:
"Kestane ağacına bak avluda boy atan
Elinle suladığın kestane ağacına..."

xxx
Sanatçılar, ressamlar, şairler neden terk eder Ankara'yı;
Hele, "Bozkırda yakamoz gibidir/ Ankara'nın ışıkları" dizelerini yazdıktan sonra...
Neden şairler değil kara camlı mersedesler volta atar Atatürk Bulvarında...
Niye şiir yazanlar sadece kanun yazanlara bırakıp gider bu kenti?
Pişman olurlar mı?
Ankara'dan kaçışını anlatan bir kitap yazmıştı Ahmet Erhan...
Bu kez tek bir cümleye sığdırmış;
"Gözyaşlarım kadar terk ettiğim şehrim nasılsın?"
Başka söze gerek var mı?
Ne kadar şanslıymış Çetin Öner...
Ahmet Arif'in kendi sesinden şiirlerini dinlemiş, Orhan Peker'i resim yaparken izlemiş, Erkan Yücel'le kuliste şakalaşmış.
Ali Özoğuz'un Ankara Garı'nda Ruhi Su'yu karşılayışına tanıklık etmiş;
"Mustafa Kemal'in şişe suyuyla yeşerttiği başkentimize hoş geldiniz Ruhi Abi..."
Yazmamış ama herhalde eşlik etmiştir, o gür sesin bugünlere ışık tutan türküsüne:
"Ankara'nın taşına bak/ Gözlerimin yaşına bak..."

xxx
Ahmet Adnan Azar'ın bir cümlesine takıldım;
"gibi'cilerin şehri değil" diyor.
İnsan yaşadığı yere benzer derler...
Celal İnal da, "karlı bir kış vakti karşılaşan uzak dostların sıcak sohbeti"ne benzetmiş Ankara'yı.
xxx
Dün Cumhuriyet'in 88. yıldönümüydü.
Tören yoktu Cumhuriyetin başkentinde...
Bence siz Ahmet Telli'nin dizelerine kulak verin;
"Bir gün Kale'ye çıkarsanız/ Sevdiğiniz yanınızda olmalı..."
Çıkın Kale'ye;
Ankara'nın ufkuna bakın...
Işık'ları göreceksiniz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder