2 Kasım 2011 Çarşamba

HABERTÜRK YAZILARI- GUBETTEN BAKINCA

GURBETTEN BAKINCA

ARADAN tam yarım asır geçmiş.
Münih Garında hiçbir şey eskisi gibi değil.
Tek bir şey dışında;
Tren yolcularına yine içinde elma, muz ve armut olan kumanya ikram ediliyor.
Bir de alkışlar...
xxx
Aslında tüm seyahat boyunca birlikte olacaktık...
Ama deprem her şeyi olduğu gibi bizim seyahat programımızı da alt üst etti.
Son gün Salzburg'ta kendilerine katılabildik.
TRT Türk, Türk işçilerinin Almanya'ya gidişinin 50'inci yıl dönümü nedeniyle tarihi yeniden yaşatan bir organizasyon yapmıştı.
50 yıl önce Almanya'ya giden Türk işçileri yine trendeydi.
Bu kez yalnız değildiler.
Göç Treninde Meclis Başkanı, milletvekilleri, bakanlar, bürokratlar, gazeteciler, bazılarının da torunları vardı.
Bu kez korkulu değil, heyecanlıydılar.
Çoğu yol boyunca öykülerini anlatmıştı, ama yine de anlatmaktan gocunmuyordu.
50 yılın muhasebesini yapıyor, nelere katlandıklarını sanki yeniden yaşıyorlardı.
Her birinin yaşamı ayrı bir öykü.
Umarız yakın bir gelecekte Ayla Kutlu ve Nazlı Eray'ın tadına doyulmaz kaleminden okuma şansı buluruz.

xxx

Yıllar önce dilini bile bilmedikleri, ‘gurbet eller'e gelenler bu kez bize mihmandarlık bile yapıyorlardı.
Birkaç saatlik fırsat bulduğumuzda Salzburg'a tepeden bakmak için otobüsümüz dağa tırmanırken, Latif Çelik, Mozart'ın kentinin;
Trenimiz son durağa yaklaştıkça da Münih'in tarihini anlatıyordu.
O ilk kuşak işçilerin aksine, 12 Eylül'den 2 gün önce Türkiye'den ayrılmıştı.
Türkiye'yi terk ederken Ülkü Ocakları Başkanı iken, şimdi Almanya'da bulunduğu kentte sosyal demokrat bir partide yöneticilik yapıyordu.
Zaman çok şeyi değiştirmişti.
Değişmeyen tek şey ‘hasretlik'ti.
Hemen hemen tümü başka gerekçelerle kendilerine ‘gurbetçi' denmesinden hoşlanmıyordu.
Münih Garının önünde Uşaklı biri itirazını daha derin temellere dayandırıyordu;
"Ne demek gurbetçi, sınıfsal bir temeli bile yok. İşçisi, işvereni, öğrencisi, esnafı, yöneticisi hepimize toptan gurbetçi derken sanki acınacak bir grupmuşuz gibi bir potaya dolduruyorsunuz..."

xxx

Almanya'daki Türklerin derdi, anlatacakları çok...
Bizim de gözümüz yollarda, parklarda...
Trene Sirkeci'den binen arkadaşlar, geçtikleri ülkeleri "Her adımda kültür farkı kendini hissettiriyor" diye anlatıyorlardı.
Fark kendisini Mozart'ın kentinde daha çok gösteriyordu.
Yollarda sanki arabadan çok bisikletli vardı.
Dağ yolu bisikletlilerle doluydu.
Sanki çoluğunu çocuğunu, köpeğini alan herkes tırmanmaya, yürüyüşe çıkmıştı.
Sanki İlyas Salman'ın ‘Sarı Mercedes' filminden fırlamış ilk kuşak yaşlı bir işçi trende, "Almanya'ya Mercedes sevdası yüzünden geldim. Şimdi dört Mercedes'im var" diye anlatırken, Münih sokaklarında arabadan çok bisiklet vardı.
Üstelik yolları genişletmek için asırlık çınarları yıkmamışlar, kentlerin içinden geçen nehirleri yok etmek için değil yaşatmaya, yaşamaya çalışıyorlardı.
Biz ise sohbetlerimizde Ankara'nın derelerinin nerelerden geçtiğini hatırlamaya çalışıyorduk.
Keşke Göç Treni'nde yerel yöneticiler de olsaydı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder