KRAVAT FARKI
Mitingler, çılgın projeler, geziler derken 12 Haziran için son viraja girildi.
Önümüzdeki günler belli ki daha zor geçecek.
Siyaset gerildikçe biz de gerileceğiz.
xxx
Dün Eskişehir'de idik.
Başbakan Erdoğan'ın mitingini izledik.
Miting öncesi foto muhabiri ağabeyimiz Ümit Turpçu ile Eskişehir sokaklarını dolaşırken aklımızda hep Ankara vardı.
Her gördüğümüzü Ankara ile karşılaştırdık;
Her seferinde 'keşke' dedik, hayıflandık.
Cıvıl cıvıl yaşayan bir kent...
Hele Ankara ile karşılaştırınca....
xxx
Bilgisayarımı açtığımda bir mesaj düştü posta kutusuna;
Aslı'dan; 'sıcakcık' bir mektup;
Stajını bizimle yapmıştı.
O da ODTÜ'lü gözüyle Ankara ile İstanbul karşılaştırılıyor...
"N'aber demeyeceğim. Zira bir başlarsak sendeki 'haber'lere, bu seçim gürültüsü, vay halimize!" diye başlamış 'kız çocuğu'...
Mektupta 'kravat farkı'na takıldım nedense.
xxx
"Dolmabahçe'nin hemen yanındaki çay bahçesinden bildirecek bir keyif muhabirini de dinler misin?
Ankara'dan göçeli belki de ilk kez, bir yerlere yetişmeyeceğim, dakikaları saymayacağım.
Keyif yapacağım; ODTÜ'de çimlere yayılmışcasına. Ankara da özlenirmiş meğerse. Sadece ODTÜ de değil. Ne bileyim; gitsem Kızılay'a, Olgunlar'dan bir sürü kitap alsam, Karanfil'de dolansam serseri serseri. Üstüne de Konur'da bir yorgunluk çayı... Şahane olur valla.
Ankara'dayken, hava fink atmaya müsait olmasa gerek, sayısı artık devlet daireleriyle yarışan alışveriş merkezlerinden birindeyim. Kabinde kıyafet deniyorum. Dışarıdan da konuşmalar geliyor. Kararsızca sorulan 'Nasıl; çok mu kısa?' sorusunu tok bir ses yanıtlıyor:
"ODTÜ'de giyersin de, Ankara'da giyilmez!"
İşte bu! Böyle bir ayrım var işte! Şimdi, 'Ben Ankara'yı o kadar iyi bilmem' dediğimde, hemen aynı soru geliyor:
'Niye? Sen Ankara'da okumadın mı?'
E ODTÜ'de okudum ben. Ankara'yla ilişkim, çarşı iznine çıkan asker gibiydi. İşin varsa git hallet, geceleri eğlenmeye çık; sonra da Yüzüncü Yıl'a geri dön. İşçi bloklarında, çok katlılarda bitmek bilmeyen muhabbetler, kahkahalar... Meğer biraz da o evlerden alıyormuşuz canı çıkmış ayakkabılarla, eski püskü pantolonlarla gezme cesaretini biz.
4. Levent'teyim geçen gün, plazalar mevkiinde. Bi' an durdum; "Film setindesin" dedim kendime. Hiçbir gerçeklik, bu kadar pürüzsüz olamaz.
Ankara'nın açıklı koyulu gri hakikiliğinin yanında İstanbul o kadar zoraki bir mutluluk resmi geliyor ki bana bazen. Plaza insanlarını görünce hele. Bir kravat, hiç mi azıcık yana kaymaz? Ankara'da kayardı. Plazalarda kaymıyor. Kimsenin azıcık gevşetesi de gelmiyor sanki o kravatları...
Bizim çınlayan kahkahalar, hiç yok. Gidip duvarlara yapışamadan, havada eriyip kayboluveriyor gülüşmeler öylece. Herkesin suratına iliştirdiği bir gülümseme, "kurum kültürü".
Hani Ankara'ydı politik olan? Bu mu gerçeklik?
Tam da o an işte, gidip Karanfil'den renkli renkli küpeler almak istiyorum sadece. Yükseeeek yüksek plazaların havalandırma gürültüsü yerine Konur'da ıslık sesleri duymak en güzeli.
Raflarına yığınla dosya sıkıştırılmış dolapları andıran adamlar görmek, daha iyi...
Geleceğim Ankara'ya ilk fırsatta. Bir günlüğüne de olsa "Ahmet Abi" olma hevesim var biliyorsun.
19 Mayıs'ta senden koltuk istemeye de utandım; bir dahaki 23 Nisan için şimdiden rezervasyonumu yaptırmış olayım.
Dolmabahçe'den masmavi sevgilerimle..."
29 Mayıs 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder