ODUNCULAR SOKAK
Eski adı Oduncular Sokak'mış...
Sonraları gelişmişliğe ayak uydurmuş, ‘Yakıtçılar Sokak' olmuş.
Hacettepe tren köprüsü ile İncesu deresi arasında sıkışmış kalmış.
Bir tarafında Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü.
Adını bir zamanlar dere üzerindeki köprünün yanındaki odun ve kömür dükkanlarından alan bu sokak artık kimse için bir şey ifade etmiyor.
xxx
Bu daracık sokak herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa hemen koruma altına alınırdı.
Ankara'da ise çoktan unutulmuş gitmiş.
Halbuki o dar sokaktan iki unutulmaz isim çıkmış.
Bugün ‘duayen' sıfatıyla anılan iki isim.
Hem de aynı apartmandan.
‘Şerefli Apartmanı'ndan...
xxx
Yakıtçılar Sokak 53 Numara.
Bu adres, 60 yıl kadar önce Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine damgasını vuracak iki kişiye ev sahipliği yapmış.
Süleyman Demirel ve Altan Öymen...
‘Öfkeli Yıllar' adlı kitabında anlatmıştı öyküsünü.
Meslekte 60'ıncı yılını kutlayan ‘Altan Abi' ile önceki akşam, Trilye'de dost sohbetinde bir araya gelme fırsatı bulduk.
Yakıtçılar Sokağı'nı dün gibi hatırlıyordu.
Hatta kitabı yazarken gitmiş, aynı apartmanın önünde yeniden fotoğraf çektirmiş.
Demirel'in kendisiyle özdeşleşen Güniz Sokak'taki evinde de hala kullandığı 427'li telefonun öyküsünü anlatırken, aramızdan erken ayrılan kardeşi Örsan Öymen'i de anmış olduk.
Her gördüğünde sorarmış Demirel;
-"Örsan sizin Sıhhiye'deki evin numarası neydi?"
Örsan Öymen, o yıllarda küçük olduğu için hatırlamıyor, ama Demirel her seferinde söylermiş.
İşin sırrını Altan Abi anlattı:
"Demirel o yıllarda DSİ'de mühendisti. Eve telefon almak çok zordu. Biz taşınırken babama rica etmiş. Babam da telefonu Demirel'e devretmiş. Hafızası çok güçlüdür ama aynı zamanda kendi numarası olduğu için unutmuyor. Örsan da bunu bilmediği için, ‘ya müthiş bir hafızası var, bizim evin numarasını bile biliyor' diye düşünürdü."
xxx
Mesleğimizi yıllarca Altan Öymen'in kurduğu Ajans'ta sürdürdük.
Bizim için işyerinden öte ‘okul' olan ANKA'da...
Siyasete atılınca, üstelik basından sorumlu Devlet Bakanı da olunca ‘ikisi bir arada olmaz' deyip devretmiş çalışanlara.
Tabii ücretsiz.
Devrederken de ‘herkese eşit hisse olursa yönetilemez, birinin sahip çıkması lazım' diyerek hisselerin yüzde 51'ini Müşerref Hekimoğlu'na vermiş.
Çok değil aradan 3-4 yıl geçtikten sonra 12 Eylül darbesi ile milletvekilliği sona erince geri dönmek istemiş.
Ama ‘Müşerref Abla' olmaz demiş.
"Doğrusunu yaptı Müşerref" diyordu:
-"Ben de olsaydım çalışanların kafası karışacaktı, kime patron diye bakacaklardı. Ajans zarar görürdü."
Var mı bugün böyle bir siyasetçi, gazeteci?
xxx
Altan Öymen o yıllardan sonra İstanbullu oldu...
Cumhurbaşkanlığı basın danışmanı Ahmet Sever, Habertürk'ten Muharrem Sarıkaya, Ünsal Ünlü, Vatan'dan Bilal-Semra Çetin'le beraber Altan Abi'yi dinlerken ‘Ankaralı gazeteciler olarak ne çok şey kaybetmişiz İstanbul'a kaptırmakla" diye düşünüyordum.
Ama asıl üzülmemiz gereken Başkent'in hafızasını, kimliğini giderek yitirmesi galiba...
Bir Cumhurbaşkanı, bir genel başkan çıkaran Şerefli Apartmanı da yıkıldıktan sonra...
22 Aralık 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder