MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI
Sahnenin ortasında bir masa.
Masada bir adam...
Bir buçuk saat boyunca alıp götürüyor sizi, yıllar öncesine.
Haydarpaşa'ya, Hereke'ye, İzmit'e, Ankara'ya, Çankırı'ya...
Ve çokça cezaevine...
Oysa sahnenin ortasında tek başına...
xxx
‘Memleketimden İnsan Manzaraları' bitmez tükenmez bir mecra...
Kim bilir kaç sanatçıya ilham verdi...
Kaç tablo, kaç heykel yapıldı;
Kaç şarkı bestelendi üstüne...
Daha bestelenecek?
xxx
Rüştü Asyalı.
Çocukluğumuzun "Keloğlan, keleş oğlanı"
Gençliğimizin ‘Nazım sesi'...
Sahnenin ortasında tek başına...
Boynunda kırmızı kaşkolu
Yerinden bile kalkmadan, kostüm bile değiştirmeden kılıktan kılığa giriyor
Bir buçuk saat boyunca şiiri oynuyor, piyano eşliğinde.
Kimi zaman Haydarpaşa Garında bir gazeteci, kimi zaman trende bir mahkum ve jandarma veya yemekli vagondaki yeni zengin ...
Kimi zaman Memetçik memet...
Sadece ses tonu ve mimikleri değişiyor.
Yeri geliyor, Moskova yakınlarında asılan Partizan;
Yeri geliyor Moskova Radyosundan yükselen senfoni...
xxx
Nihat Asyalı zor bir işi başarmış...
Nazım'ın 5 kitaplık başyapıtından, 20 bin dizesi arasından 11 ‘öykü' çıkarmış.
Cem İdiz, Nazım'ın müziğini yorumlamış; yetmemiş piyanonun başına geçip sahnede yerini almış.
xxx
Önceki akşam galası vardı "Memleketimden İnsan Manzaraları'ndan 11 tablo"nun...
Bir türlü tiyatro sahnesi olmasına alışamadığımız;
Bizim yaştakilerin nostaljik Akün Sinemasında.
Bir buçuk saat boyunca ışıklar 11 ayrı tabloyu aydınlattı;
Cem İdiz piyanosuyla bir Nazım resitali verdi.
Artık sesi Nazım'la özdeşleşen Rüştü Asyalı, okudu, oynadı, şarkılar söyledi Nazım'dan.
xxx
Bir şiir dinletisi değil '11 tablo.'
Bir resital hiç değil.
Nazım'ın gözünden bir Anadolu yolculuğu...
Sadece müzikle, sadece ışıkla, bir dil ustasının, Rüştü Asyalı'nın sesiyle 1940'ların dünyasına bir yolculuk...
İki bölümlük oyun bittiğinde darmadağın olmuştuk.
Ankara'ya düştüğünde yolları kapatan ilk karı;
Etrafı kaplayan sisi düşünecek hal kalmamıştı.
Meclis'teki kavgalı HSYK görüşmelerini;
CHP'deki ‘çarşaf mı blok mu' tartışmalarını çoktan unutmuş;
Çankırı Cezaevindeki ‘peder' vardı aklımızda;
Halil Ustanın karşısındaki, parmağını prese ezdiren 13 yaşındaki işçi Kerim.
Ve Dümelli Memet;
Harmanını, iki bebesini komşuya koyup, sürekli yarma çorbası içmekten bağırsağı düğümlenen karısını hastaneye getiren, doktora "bir sarı hap" için yalvaran; ameliyattan sonra da iyileşmeyeceğini anlayarak hastanede bırakıp, ağlaya ağlaya köyüne dönen Dümelli Memet...
Bir kez daha fark ediyorduk
70 yıl geçse de değişmiyordu insan manzaraları...
12 Aralık 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder