18 Aralık 2011 Pazar

HABERTÜRK YAZILARI- MİNİK KUŞ


MİNİK KUŞ

MİNİK Kuş kavramı Türk basınına Emin Çölaşan'la girdi.
Yıllarca ‘Minik Kuş'un getirdiği belgeleri, bilgileri köşesinde yayınladı
Hatta bir ara bürokratlar, birbirlerine "Yoksa Minik Kuş sen misin" diye takılmaya başladı.
Ankara'da neredeyse ‘minik kuş avı' başladı.

xxx
Aslında her gazetecinin her alanda ‘minik kuş'u vardır.
Her gazetecinin ‘minik kuş' ayarlama taktikleri' de farklıdır.
Kimi sık sık ziyaretine gidip sohbet eder;
Kimi lüks lokantalarda buluşur;
Kimisi salaş meyhanede, kimi nargilecide...
Minik kuşuna hediye veren meslektaşlarımızı da duyduk ama önemli olan güven vermektir karşısındakine.
Bir de ‘minik kuş' durumuna düşmemek.
Haber aldığını zannedip haber vermemek kısacası.

xxx

Bir süredir Habertürk Ankara bürosunun da bir ‘minik kuş'u var.
Öyle gizli saklı değil.
Herkesin ortasında.
Zaten görmeseniz de o kendisini göstermeyi, dikkat çekmeyi iyi biliyor.
Adı ‘Zilli' konmuş ama değiştirilmesi için büroda müthiş bir kamuoyu baskısı var.
Çünkü erkek...
Çünkü sürekli kadın meslektaşlarımızın başına konuyor.
Gidip sürekli öpüyor.
Hem de dudaklarından...
Yani bir nevi ‘sapık' bizim minik kuş...
Babasını, yani emektar abimiz Ümit Turpçu'yu ikna edebilirsek adını ‘Çapkın' koymayı düşünüyoruz.

xxx

‘Çınar' doğunca taşınmak zorunda kaldı büromuza.
İyi ki de gelmiş.
Sanki yıllardır bizimle.
Yabancılık çekmediği gibi kısa sürede büronun maskotu oldu.
Haber getiren minik kuşlardan değil ama arkadaşlarımızın haber performansını artırdığı kesin.
Stresi artan soluğu ‘Zilli'nin yanında alıyor.
Zilli de kimi görse başlıyor konuşmaya...
"Canım, cicim..."
Hele bir de sarı kırmızılı topunu verirseniz, değmeyin keyfine.
İnsanda ne sinir kalıyor ne stres.
Her gazeteciye, her büroya bir minik kuş lazım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder