
DALGACI MAHMUT
61 yıl önce 10 Kasım gecesi yine buluşmuş arkadaşlarıyla Üç Nal Lokantasında.
"Bir de balık olsam" dediği rakı şişesinden ne kadar içtiler bilinmez.
Ama arkadaşlarından ayrılıp evine dönerken düşmüş Ankara'nın meşhur çukurlarına.
Ciddiye almaz.
Dört gün sonra da İstanbul'da beyin kanaması...
Çekip gider dünyadan tıpkı Sabahattin Eyuboğlu'nun ‘Şiirin Garip Kişisi' yazısında anlattığı gibi:
"Alır başını giderdi sıkılınca, tadına doyurmadan. Dünyadan gidişi de öyle oldu."
Ölümünün 61. yılında Orhan Veli'den izler arıyoruz Ankara'da.
Orhan Veli denince insanın aklına hep İstanbul geliyor.
Orhan Veli'nin Ankara ile ilişkisi, ölümüne neden olan çukura düşmesinden çok derindir.
İlkokul ve liseyi Ankara'da okumuştur.
Burada istifa etmiştir, Evkaf'taki memuriyetinden.
Çevirilerinin bir kısmını burada yapmıştır. Sabahattin Eyyüboğlu'nun evinde yazmıştır Bella'ya, o meşhur, "olmaz ki, böyle de yatılmaz ki" dizelerini.
Her ne kadar "İstanbul'u dinliyorum gözüm kapalı" dese de, Ankara'ya karşı gözleri hep açık olmuş, yaşamının bir yerinde Ankara hep var olmuştur.
Nice şair, aydınla burada dostluklarını pekiştirmiş, 36 yıl gibi kısacık ömrüne sığdırdığı büyük dostluklarının, arkadaşlıklarının ve sevdalarının hatırı sayılır kısmını burada var etmiştir.
Bu yaşanmışlıkların parçası olan isimlerin bir kısmı hala bugün hayattalar ve koca bir çınar gibi tarihe tanıklık etmenin vakurluğu ile bize yol gösteriyorlar.
Ayten...
65 yıl önce Ankara'daki evinin sahibinin 15-16 yaşındaki kızı.
Ayten Aygen...
82 yaşında, yaşıtlarının aksine durmadan çalışıyor. Ailesinin hayatını anlattığı romanlar yazıyor.
Rumeli Benimdi, Nart'ın Prensleri, Devrimin Kadınları...
Babası Rıfat Vardar Giresun Valisi iken Atatürk ile Latife Hanıma ev sahipliği yapmış. Sonrasında 1946'ya kadar tam 5 dönem milletvekili...
Orhan Veli'nin de ev sahibi.
Evi bulan da Haydarpaşa Lisesi'nden sınıf arkadaşı oğlu Mahmut Ekrem...
Üç Nal Lokantasının müdavimlerinden...
MÜŞTEMİLATTAKİ ORHAN VELİ
Ayten Aygen, kiracıları Orhan Veli'yi HABERTÜRK'e anlattı:
"Abim Mahmut Ekrem, Orhan Veli'nin liseden sınıf arkadaşıydı. Bizim bahçedeki evi de o kiraya verdi. Hemen her akşam beraber olurlardı. Meyhaneleri posta caddesindeydi. İşinden çıkan oraya kapaklanır, edebiyatçılar eserlerini orada okurlardı.
Evimiz o zaman Yenigün Sokak'taydı. Sonradan Sümer sokak oldu. Bir bahçe içinde yan yana 4 katlı iki apartman. Nahit Hanım da apartmanın 4'üncü katında. Çok güzel bir kadındı. Evi edebiyat tapınağı gibiydi ta o zamanlardan... Edebiyat sohbeti yapılırdı. Bunlar Her Cuma akşamı Nahit Hanımın evinde toplanır. Hepimiz ona hayrandık. Omzuna düşen sarı saçlarını yandan tarardı.
Ben o zaman 15 yaşında falandım.
Orhan Veli Ankara'ya geldiğinde herkes tanıyordu. Bir yenilik getirmişti şiire. ‘Rakı şişesinde balık olsam' diye ilk şiiri çıkınca çok güldüler hafife aldılar ama tanınmıştı.
Bahçede iki apartmanın ortasında bir müştemilat var. Orhan Veli orada otururdu. Annem kiraya vermişti. Orhan Veli'nin parası yok. Abim annemden harçlık alır, Orhan Veli'ye verirmiş, o da anneme... Belki de bir sefer abim verirse bir sefer Nahit hanım verirdi. Sabahları Orhan Veli'yi merdivenlerden inerken hatırlıyorum. Avucunda Nahit Hanımın verdiği bozuk paraları sayarken..."
Nahit Hanım, Orhan Veli'nin can yoldaşı, esin kaynağı, hocası ‘adı söylenmeyen' sevgilisi... Hep aşık olduğu kadın.
Can Yücel, bir şiirinde şöyle anlatıyor, Nahit Hanımı ve o apartmanı:
Nahit Hanım yıktığı Osmanlı İmparatorluğu'na karşı
Yenişehir'deki 50 metre karelik kira katında
Olanca insanlığıyla kurmuş yeni bir saltanat
Dizinin altındaki o kara ben kadar güzel bir Ben, Sevgiden
Bakardım geçtikçe Zafer Meydanı'nın ordan
O ikinci kattaki pencereye değil, zafere
Aşkla kurulmuştu sanki dünyanın en meridiyenindeki o daire"
DİNO'NUN ODUN KÖMÜRÜNDEN RESİMLERİ
İlginç bir Abidin Dino anısı da var Ayten Aygen'in:
"Yaprak Dergisini çıkarırken bir Fransız yayıncı gelmiş. Derginin idarehanesini görmek istemiş. Dergi de o evde hazırlanıyor. Ama bir kanepe dışında bir şey yok. Gece bizim evden abim koltuk halı falan götürdü. Abidin Dino odun kömürüyle duvarlara resim falan yapmış. Tabi geliyor Fransız, çok etkileniyor."
Şimdi o apartmanın da bahçenin de yerinde yeller esiyor. Kim bilir kimler yıktı Abidin Dino'nun resim yaptığı o duvarları...
Melih Cevdet Anday ise anılarında şöyle anlatıyor aynı olayı:
"Unutamayacağım anılarımdan biri, ünlü Fransız ozanı Philippe Soupault'yu Yaprak yönetim evimizde ağırlamamızdır. Gerçekte böyle bir ev yoktu. Orhan Veli, o zaman, bir apartmanın bahçesindeki tek odalı bir evde oturuyordu. Odanın duvarları çatlak çatlaktı. Döşeme dayama bakımından yoksuldu. Tuvaleti yoktu diyebilirim. Bu yüzden biz, ünlü Fransız ozanını bir lokantaya davet etmek istedik. Ama o razı olmamış buna, ille de Yaprakçıların yönetim evine geleceğim diye tutturmuş. Odaya iki gün içinde badana vurduk, çatlakları elimizdeki Yaprak dergileriyle kapattık, evlerimizden koltuklar, masa, kilimler, içki-yemek takımları getirdik. Hiç unutamam, şiir okuma sırası kendine geldiğinde, Orhan Veli, Soupault'dan yaptığı 'Şakir efendi öldü / dün / gece Çerkeş'te / Çerkeş'te öldü gitti' çevirisini okudu. Biz gülüşmeye başlayınca, adam ne oluyor gibilerden bakındı. Anlattık. Bir daha dinledi. 'Tamam' dedi, 'benim şiirim bu.' Sonra ülkemizden ayrılırken, 'şiiri Türkiye'de buldum' diye demeç verdi gazetelere. "
DALGACI MAHMUT
Ağabeyinin ailedeki lakabı ‘maço' imiş. Bir de sır veriyor Ayten Aygen...
"Orhan Veli, ‘Dalgacı Mahmut' şiirini abim için yazmış. Orjinali de duruyor..."
Mahmut Ekrem Vardar çok olmuş yaşama veda edeli. Ailesi saklamış. Eşi Afife Vardar'ı arıyoruz.
O da önce Nahit Hanım'ı anlatıyor uzun uzun, "Aşık olunacak kadındı..."
Şiiri soruyoruz:
"Evet bende. Ama temizlik yapılırken üzerine su damlamış..."
Afife Hanım ilerlemiş yaşına rağmen şiiri bulmak için koşturuyor.
Sararmış bir kağıt, zor okunuyor...
Altında kitaplarından tanıdığımız Orhan Veli'nin imzası...
Edebiyat tarihçileri, ‘Dalgacı Mahmut'ta kendisini anlattığını yazarlar Şair'in...
Ama eşi ve kardeşi, Mahmut Ekrem Vardar için ‘Aynen şiirdeki gibiydi" diyorlar.
"İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem."
AYTEN'Dİ DOKUZUNCUNUN ADI
Ayten Aygen de anı çok. Edebiyat tarihi gibi...
"Hasan Ali Yücel Terzi Sabiha Hanımla yaşıyordu. Ruhi Su'yu hatırladığım zaman karısından ayrılmak üzereydi. Melih Cevdet Anday'ı hatırlıyorum. Uzun seneler evlenmedi, sonradan sarışın güzel bir hanımla evlendi.
Dora ile Erol Güney vardı. Rus Musevileriydi. Sonradan İsrail'e yerleştiler. Neden Güney soyadı aldığını anlatırken, "Rusya'dan geldiğimiz için Kuzey alsam komünist sanırlar diye' derdi..."
"Abim çok geç evlendi. Pantolonlarını ben ütülüyordum. Araya Orhan Veli'nin pantolonlarını da sıkıştırırdı. Bir akşam beni de bir yere götürmeye söz verdiler. Ama gelmedi beni almaya. Ben de ütülediğim pantolonları buruşturdum, yatağının altına koydum. Ertesi sabah bayramdı. Geç geldi. Sabah ‘nerede benim pantolonum' dedi. Yatağın altında dedim. Bir de baktı ki felaket durumda pantolon. Kıyameti koparıyor, masanın etrafında dönüyorum. 65 sene evvelini konuşuyoruz..."
Anılar anıları kovalıyor. Sohbetin sonunda aklımıza gelen soruyu sormadan duramıyoruz:
"Orhan Veli'nin son şiiri var. Hani öldüğünde cebinde diş fırçasına sarılı çıkan... Aşk Resmi Geçidi... Orada bir dize var; Ayten'di dokuzuncunun adı... O Ayten siz misiniz yoksa?"
Uzun süre kahkaha atıyor Ayten Aygen... Tek bir cümle söylüyor:
"Ben çok küçüktüm o zaman"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder