DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
Biri şair, gazeteci, felsefeci, siyasetçi milletvekili;
Diğeri bir köy öğretmeni ama sadece öğretmen değil, bir köy önderi...
Büyük bir tevazu ve sessizlikle aramızdan ayrıldılar...
Geride çok sayıda ‘eser' bırakarak...
xxx
Ölüm hep soğuktur. Hep başa çıkılmazdır.
"Ölüm adın kalleş olsun" isyanlarının öznesidir.
Şehitler gider yurdun dört bir yanına.
Hangisine içinin yanacağını bilmez insan.
Bir yandan haber yapmanın dayanılmaz soğukluğu, diğer yandan içinin acısı.
Ama bazen yanı başında bitiverir ölüm....
xxx
İlkokul öğretmenleri unutulmaz.
Hele birinci sınıf öğretmenleri...
Korkarak girer minik çocuklar sınıfa, ağlar.
Alışamaz bir türlü okula, evine dönmek ister.
Öğretmen yaptığı işi sadece ‘iş' olarak görüyorsa vay çocuğun haline.
Okuldan da okumaktan da nefret eder.
Ama ya öğretmen sadece ‘iş'ini yapmıyor;
Gerektiğinde çocuk olup onlarla oyunlar oynarsa
Gerektiğinde hem anne hem babalık yapıyorsa yıllarca unutulmaz.
xxx
Biz şanslıydık belki de.
Öğretmenimiz Köy Enstitülüydü.
Köyde çoluğu, çocuğu, genci yaşlısı hepsinin üzerinde bir ağırlığı vardı.
Yoldan geçerken herkes saygıyla ayağa kalkardı.
Şanslıydık, oğlu Recep Nuri de aynı sınıftaydı.
Az mı dayak yedi bizim yüzümüzden;
Babasından değil, öğretmeninden.
Oğluna farklı davranmadığını göstermek için en çok ona yüklenirdi.
Bizim yaptığımız yaramazlıkların faturasını da o öderdi.
Artık ‘büyüdüğümüzde' de bırakmazdı peşimizi.
Sadece ‘okuma yazma' öğretmekle kalmadı.
İnsanları sevmeyi de, ağaç dikmeyi de, dünyaya bakmayı da zeybek oynamayı da öğretmişti.
Kısacası korkmamayı...
Tek öğretemediği hep beraber türkü söylemekti.
xxx
Gazi Üniversitesi'nde ‘gazetecilik' okurken tanıdık O'nu.
Şairdi; tek kanallı TRT'de şiir programları yapardı.
Eskiden milletvekiliymiş diyorlardı.
12 Eylül günleriydi.
Henüz YÖK düzeni tam gelmediği için derslere devam zorunluluğumuz yoktu.
Adalet Partisi'nde siyaset yaptığını öğrenince belki biraz mesafeli yaklaşmıştık.
Ama o ne olursa olsun nezaketinden bir şey kaybetmiyor;
Bizi eleştirirken bile ders vermeyi ihmal etmiyordu;
"Hep birlikte hareket ettiğinizi söylüyorsunuz ama 10 kişi bir araya gelip bir türkü söyleyemiyorsunuz..."
Haklıydı.
Daha çocukken ilkokul öğretmenimiz bile başaramamıştı.
xxx
Önce ilkokul öğretmenim Ali Haydar Hacıoğlu'nun acı haberi geldi.
Ardından üniversitedeki hocamız Gökhan Evliyaoğlu'nun...
"Dünyanın bütün çiçekleri"nin özlemini bırakmışlardı bize miras olarak.
Gökhan Hocanın yakınları var mı bilemiyorum.
Ama bizim yüzümüzden babasından çok dayak yiyen Recep Nuri'yi arayıp Ceyhun Atıf Kansu'nun dizeleri ile başsağlığı dilemek istedim.
"Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin...ve sonra öleceğim."
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder