10 Ocak 2011 Pazartesi

HABERTÜRK YAZILARI/ ULUCANLAR

ULUCANLAR


12 Eylül döneminin ilk günleriydi.
Karabasan gibi ülkenin üzerine çöktüğü günler.
Uzaktan görüntüsü bile korkutmaya yetiyordu...
Üstelik Mamak'ın yanında ‘lüks' bile sayılabilirdi.


xxx

Ulucanlar Cezaevi ile ilk tanışma 12 Eylül'ün ilk yıllarında oldu.
Şanslıydık;
Çünkü sadece ziyaretçi olarak tanışmıştık.
Cebimizdeki öğrenci harçlığı ile birkaç paket sigara alıp yakın bir arkadaşımızı ziyarete gittiğimizde.
Cahil cesareti bile denebilirdi.
Kapıdaki sorguyu bin bir güçlükle aşabilmiştik.
İçimizdeki korku, ‘kavak' ağacını gördüğümüzde bambaşka bir heyecana dönüşmüştü.
Sonrasında o ruh halinden kurtulabilmek için Kale sırtlarında epey dolaşmak gerekmişti.

xxx

Yıllar sonra yeniden ‘ziyaret' ettiğimde bu kez yanımda iki oğlum vardı.
Ulucanlar boşaltılmış;
Yıkılıp alışveriş merkezi mi yapılsın, müze mi olsun diye tartışılıyordu.
Henüz ‘bozulmamış' koğuşları dolaşıp bol bol fotoğraf çekiyorduk.
Özellikle de duvarlardaki yazıları.
Anlamlı, anlamsız;
Sloganlar...
Hepsi duvarlardaydı.
Her biri farklı bir ruh halini yansıtıyordu.
Biz okumaya çalışırken arkamızdan birisi, "Bak ben yazdım" diyordu, elinden sıkıca tuttuğu kadına...
"Senin için yazdım"
Belli ki sırf o yazıyı göstermek getirmişti.
Hızla da çıkıp gittiler; kaçarcasına...

xxx

O anda şanslı bir baba olduğumu düşündüm...
İki oğlumun, babalarının aynı yaştaki ruh halini anlamalarını istiyordum belki de.
Onların yaşında iken babasını cezaevinde ziyaret eden kendi ruh halimi...
Gardiyanlara rica edip koğuşa götürdüğü oğlunu kucağına oturtup "Bunu senin için yaptırdım" diyerek boncuklardan ördürdüğü hediyemi veren babamın ruh halini...

xxx

Hızla kaçmak istedim oralardan...
Halbuki Barış, tabutlukları, Hilton'u, 5'inci Koğuş'u gezmek istiyordu daha.
Kitaplardan okuduğu yerleri...
Saatler sürmüştü gezimiz...
Yorgunluğumuzu kavak ağacının yanında, 78'lilerin dağıttığı çayla atmaya çalışırken dalıp gitmiştik hepimiz.
Deniz, adını sıkça duyduğu Deniz'i soruyor, anlamaya çalışıyordu.

xxx

Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki konuğumuzdu geçen hafta.
Bir gün önce Kültür Bakanı Ertuğrul Günay gezmişti, henüz ‘müze' olması için imza atmadığı Ulucanlar Cezaevi Müzesini.
Sohbet konusu elbette Ulucanlar'dı.
Aynı sıralarda BDP milletvekilleri de Ulucanlar kapısına dayanmıştı.
İzin vermiyordu gezmelerine, Başkan:
"Henüz açılışını yapmadık ki, herkes gelip şovunu yapmak istiyor. Açılışını yapalım. Kim istiyorsa gelip dolaşsın."
Gerçi BDP'liler gezseler de kaldıkları koğuşları göremeyeceklerdi.
Yıkılmıştı o bölüm.
Sonra uzun uzun anlattı, nasıl alışveriş merkezi olmaktan kurtulduğunu Ulucanlar'ın.
Şimdi müzeye dönüştürülen Sinop Cezaevi'ndeki yanlışlıkları görmüş, diğer ülkelerdeki örneklerini gidip incelemişti.
Eseriyle gurur duyuyordu.

xxx
Açıldığında yeniden gezme cesareti bulabilecek miyim bilemiyorum Ulucanlar'ı...
Korkuyorum.
Hem aynı duyguları yeniden yaşamaktan;
Hem de kaybolan yazıları görememekten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder