ÇOĞALTAN ELLER
"Ankara, iyi kalpli üvey ana..."
Başkent için böyle yazmıştı Şair;
"Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan..."
xxx
Ankara unutabilir miydi Cemal Süreya'yı?
Mülkiyeli Şair'i....
Unuttu nitekim.
‘Ucube' tartışmaları arasında bir iki küçük yazı dışında ne bir etkinlik, ne bir anma toplantısı, ne bir şiir gecesi.
Belki Mülkiyeliler'de, Tavukçu'da şerefine bir kadeh;
Ezberden okunan bir iki dize eşliğinde...
Halbuki O, bütün arkadaşlarını Ankara'ya çağırıyordu;
"Şair arkadaş,
Bir derdin mi var
Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden
Ankara'ya gelmelisin."
Oysa O, Adakale Sokak'ta İlhan Berk'i özlüyordu.
Mehmet Kemal'i. Yılmaz Gruda'yı, Orhan Veli'yi.
Masadaki yerini Metin Altıok'a devreden Şahap Sıtkı'yı...
"İnanılmaz biçimde bu kentten giden"
"İçtiği rakı kadar bembeyaz" Şahap Sıtkı'yı...
Ki; Metin Altıok ile Behçet Aysan da Sivas'a gittiler...
İnanılmaz biçimde...
xxx
Bütün şairler terk ediyor Ankara'yı...
Kaç kişi kalmışsa;
Önce şiirlerini postalıyorlar İstanbul dergilerine...
Sonra kendilerini...
Kimi de ‘erken' gidiyor.
Halbuki "Bu şehirde insanlar bekler" diyordu:
"Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerliğin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır. Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su sanırlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara'nın göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatker ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir. Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. İnsanlar Ankara'da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır."
xxx
Tam da ‘ucube' tartışmalarına rastladı, Şair'in "Üstü kalsın..." diyerek aramızdan ayrılışının 21'inci yıldönümü...
"Bir kent değil burası, bir acenta dizisi,
Bir işhanı, bir umumi mümessizlik belki" dediği;
"Biliyor musun başkentim nedense
Birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de" dediği Ankara unuttu Onu.
O, teşhisini yıllar önce yapmıştı, üzerine eklenecek tek bir sözcük bırakmadan;
"Tutulmamak üzere verilmiş söz dizisi gibi..."
"Sen yaslarına hiç yaslanmaz oldun
Ben acılarıma yeterince" diye seslenmişti Ankara'ya...
Opera'yı "içine gereçleri doldurulmuş ağırlıksız bir keman kutusu"na;
Osmanlı Bankası'nı ‘davul'a benzetmiş,
"Sahi kaçıncı sanat oluyor şu mimari" diye sormuştu,
Emlak Kredi'yle başlayan "camdan metalden bir melodika ordusu" ile Ulus'tan Çankaya'ya dizelerde yolculuk yaptırırken.
xxx
Cemal Süreya, ayrılalı 21 yıl oldu.
Ankara ise hâlâ bıraktığı gibi...
"Çoğaltan ellerini seviyorum kaç kişi"
diye sorduğu heykeltıraşların eserleri de yok hâlâ caddelerinde...
11 Ocak 2011 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder