30 Ekim 2010 Cumartesi

HABERTÜRK YAZILARI- YALI BASKI

YALI BASKI

Meteoroloji’nin istatistiklerine bakılırsa son 84 yılın en fazla yağmuru yağmış.
Aslında istatistiklere gerek yok.
Pencereden bakmak yeterli;
Nihayet Ankara’ya deniz geldi…
Yakında balık adamlar görev yapmaya başlayacak.
xxx

Yıllardır İzmir ve İstanbul karşısında boynumuz büyük kalırdı…
Ne zaman sohbet açılsa, Ankara’yla övünmeye kalksak aynı yanıt gelirdi;
-İyi de denizsiz kent çekilir mi?
Kendimizce karşılık bulmaya çalıştık.
Süslü cümlelerle kendimizi savunduk;
-İstanbul’un denizi varsa Ankara’nın deniz gibi engin dostlukları var.

xxx
Biz Ankaralılar eksiğimizi Mogan’la Eymür’le gidermeye kalksak da gizleyemezdik deniz özlemimizi.
Belki onun içindir Ankara’nın dört bir yanındaki binaların ‘yalı baskı’ ile donatılması.
Özellikle Çayyolu ve Batıkent’teki villaların ‘yalı’ benzeri yapılması…
Deniz kıyısındaki nemli ortamlara özgü yalıtım, Ankara’nın bozkırında büyük ilgi çekti.
Hemen her mahallede ‘siding’ dükkanları açıldı.
O kadar abarttık ki, apartmanlara bile ‘yalı baskı’ yapmaya başladık.
Boğaz’daki yalı sahiplerini kıskandıracak cinsten…
Pembesi, mavisi, beyazı…

xxx
Deniz özlemimizi martılarla giderdik.
‘Ankara’da martı olur mu’ demeyin.
Sesini duyarsanız şaşırmayın, gökyüzüne bakın…
Gelen ses ne gaiptendir ne de başka bir kuştan…
Yolunu arayan bir martıdır…
Hiç görmediyseniz balık halinin yakınından geçerken başınızı yukarıya kaldırın…
Balıkçı kamyonlarının peşine takılıp yolu Başkent’e düşen martıları seyredin.
Şaşkın biçimde yönünü arayan martıları…
Kimi Gölbaşı’na doğru kanat çırpar;
Kimi Bayındır Barajına ulaşır.
Çoğu hemen yakındaki Hatip Çayının üzerinde…
xxx

Belki çelişkili olacak ama ‘yalı baskı’ da yakışıyor Ankara’ya, martı da.
Hele martı…
Ankara’da yaşamak, Richard Bach’ın o müthiş romanındaki martı Jonathan gibi her türlü zorluk karşısında yılmamak, mücadele etmektir.
Hiç düşmemek değil, her düştüğünde ayaklarını daha sıkı basarak ayağa kalkabilmektir.
Her seferinde daha yüksek, daha derin hedefler seçmektir.
Özgürlüktür, ekmeğinin peşinden koşabilmektir.
Denizi olmayan Ankara’da denize özlem içinde, ne aç, ne açıkta ama sırtı da pek olmadan yaşayıp gitmektir;
Hedeflerini kaybetmeden…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder