
SANSÜR
Madem 12 Eylül revaçta; biz de devam edelim.
Bu kez komik yanından;
O karabasan günlerinin bile nasıl eğlenceli hale dönüşebildiğinden...
xxx
Dün Habertürk'te arkadaşımız Sibel Hürtaş'ın haberi vardı;
"Bayrak Harekat Planı..."
Her şey aylar öncesinden en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş;
Hiçbir şey şansa bırakılmamış.
Sadece ‘G günü, S saati' belirsiz.
Neler yok ki;
-Sokağa çıkma yasağı halinde dahi fırınların devamlı çalışması, ekmek süt yoğurt dağıtımı ve bir kısım bakkalların açık bulundurulması
-Hastane, eczane ve diğer sağlık tesislerinin tüm kadro ile hizmetlerini aksamadan sürdürmeleri sağlanacak.
-Banka işlemleri ikinci bir emre kadar durdurulacak, mevduat bloke edilecek, banka personeli bankalara sokulmayacaktır.
- Bütün Hava, deniz demiryolu liman, terminal ve istasyonlar kontrol altına alınacak ikinci bir emre kadar yurt dışına çıkış yasaklanacaktır...
xxx
Biz, hayatımızı başkalarının planladığı o günlerin bir bölümünü öğrenci olarak geçirdik.
Gazeteciliğe başladığımızda ise seçimler yapılmış;
‘Demokrasi'ye geçilmişti.
Ama sıkıyönetimli, sansürlü bir demokrasi...
‘Bayrak Harekat Planı'nda "Gazete, dergi ve diğer yayın vasıtaları Sıkıyönetim tarafından sansüre tabi tutulacaktır" yazıyor.
Plan hala uygulanıyordu;
Hemen her gün "Sıkıyönetim Komutanlığı Basın Yayın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü'nden bir yasaklama kararı...
Sansür yani...
Genellikle teleksle, çoğu zaman da telefonla...
Hepimiz alışkınız;
Hemen ahizeyi omzumuza koyup daktiloyu çekiyoruz, başlıyoruz yazmaya...
xxx
Yine bir gün telefon çaldı;
Bir arkadaşımız açtı ve yazmaya başladı...
Hadi adını vermeyeyim- şimdi bir basın kuruluşunda yönetici-
Meraktan başında topladık;
"Genelkurmay Basın Halkla İlişkiler Sıkıyönetim Koordinasyon Kurulu'ndan bildirilmiştir.
1- Tunceli'de meydana gelen olaylar nedeniyle iki gün sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.
2- Bu süre içinde halkımızın mağdur olmaması için kendilerine ekmek, süt, yoğurt, peynir, kavun...
Yiyecekler giderek çeşitleniyor; arkadaşımız ciddiyetle yazmaya devam ediyordu ki daktilonun tuşlarından ‘35'lik rakı' da çıkınca o dönemki şefimiz Ahmet Kadıbeşegil aldı hışımla ahizeyi;
"O rakıyı alır senin ağzından susuz boşaltırım..."
10 dakika sonra elinde bir 35'lik rakı şişesi, Fevzi Argun bürodaydı.
Namı diğer ‘Çivi'...
-Abi emrettiğin üzere getirdim rakıyı...
xxx
Çok şükür, artık böyle yasaklardan kurtulduk.
Ama ya kafalardaki yasaklar?
Esprilerden bile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder