10 Temmuz 2010 Cumartesi

HABERTÜRK YAZILARI/ TEK AT MIZRAK

“Haziranda ölmek zor!” diye yazmıştı Şair.
Ama bir kış günü, 26 Şubat 1984'te yaşama veda etti.
Ne zaman bir şair, edebiyatçı, sanatçı aramızdan ayrılsa Hasan Hüseyin gelir aklıma…
‘Gazeteci’ sıfatıyla tanışamadım Hasan Hüseyin ile…
Yaşım yetmedi.
Ben mesleğe adım atarken o
Ama ‘Şair’ sıfatıyla geldiği Basın Yayın Yüksek Okulu’nda, o gür sesiyle okuduğu şiirler hala kulaklarımda….

“İşten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete”

xxx

Füsun Akatlı’nın ölüm haberi gelince yine aklıma düştü Hasan Hüseyin…
“Haziran’da ölmek zor” diyordu;
Ama nedense Temmuz’da gidiyordu şairler, yazarlar…
Temmuz’un sabıkası kabarık…
Asım, Bezirci, Metin Altıok, Tomris Uyar, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Orhan Hançerlioğlu, Cevdet Kudret, Mehmet Ali Aybar, Ece Ayhan, Bilge Karasu, Fethi Naci, Duygu Asena, Nimet Arzık…
Her yaştan , her ekolden …
Liste uzayıp gidiyor
Yabancıları da katmak mümkün…
xxx
Ama nedense sıra Nimet Arzık’a geldiğinde duruyorum her seferinde;
‘Ustam’ demeye dilim varmıyor…
O’nun ustalığına söz söylemek haddimize değil.
Çıraklarının haytalık günleriydi besbelli.
Ne çok şey öğrenebilirmişiz meğerse kendisinden…
Nimet Hanım da bir Temmuz günü ayrılıp gitti aramızdan; 21 yıl önce….
xxx
“Kuzum; sen bir şeyler yazıyor musun?”
Belki bir basın toplantısından, belki bir olayı izlemekten dönmüş;
Alelacele haberi yazmaya çalışıyordum…
Arkamda beni izlediğinin bile farkında değildim.
“Senin daktilonun sesi heyecanlı çıkıyor”
Ertesi gün Washington restoranda öğle yemeğine davet etmişti…
Etraftaki bütün masalarda siyasetçiler, bürokratlar, diplomatlar;
Hepsi Ankara’nın havasına uygun laciler içinde…
Ben belki gençlikten, belki acemilikten, ama mutlaka parasızlıktan hırpani bir kot ve gömlek;
O ise kendine özgü Bodrum basması elbisesi; bembeyaz saçları ve her zamanki umursamazlık havasında…
Elinde benim yazmaya çalıştığım ‘deneme’ denemeleri; kıyasıya, acımasızca eleştiriyor…
xxx

Yasaklı günlerinden siyasete yeniden hazırlanan Demirel’le ilk röportajı başlamıştı: “Nerde galmıştık…”
Portreler kaleme alıyordu ‘2000’e Doğru’ dergisinde;
Acımasız, keskin bir kalem…
O acımasızlıktan biz de nasibimizi almıştık biraz tatlı sert de olsa
İnsanı vazgeçiren değil, cesaretlendiren bir üslupla.

xxx

Füsun Akatlı, ölümünden önce ‘Roman Kahramanları' dergisinin “Sizin Roman Kahramanınız Kim?” sorusunu yanıtlamış…
Saymakla bitmez… Dr. Rieux Veba, Karamazov Kardeşler’in en küçüğü Alyoşa; Budala; Prens Mişkin. Useppe (Elsa Morante – Tarih Devam Ediyor) Attila İlhan’ın Kaptan’ı; Petit Chose…

xxx

Akatlı’nın kahramanlarına bakınca “benim roman kahramanım kim olabilir” acaba diyerek “Tek at tek mızrak”ları yeniden açtım.
Hiç birinde ‘roman kahramanı’ yoktu; Nimet Arzık’ın ailesini, yaşamını, gözlemlerini anlattığı üç kitaplık anıları serisinde…
Her biri yakın tarihin kahramanları…
Trablus’ta kalan dedeler…
Kurtuluş savaşı kahramanı amcalar
İkinci dünya savaşında Polonya’da geçen ilk gençlik yılları…
Menderes’in en yakını iken Londra’daki uçak kazasında ölen eş…
Ermeni terörüne kurban giden büyükelçi kardeş…
Hepsinden geriye kalan ‘Tek At Tek Mızrak’…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder