24 Haziran 2012 Pazar

HABERTÜRK YAZILARI/ SON KABADAYI


SON KABADAYI

Hani derler ya...
"Ankara'da vefa diye bir semt yoktur, Ankara baştan aşağı bir vefa semtidir, onda vefa vardır, bizde vefa yoktur."
Herhalde bir kez daha kanıtlandı.
Cuma günü Gülveren Camiinde öğle namazından sonra kılınan cenaze namazında da toprağa verilirken Cebeci Asri Mezarlığında da yakınları ve dostları dışında öyle ünlü birileri yoktu.
Maalesef biz de yoktuk.
Gazetelere de haber olmadı.
Halbuki ‘son kabadayı', namı diğer ‘Sarı Turhan' bu dünyaya veda etmişti.

xxx

Bir zamanlar ünlüymüş Ankara'nın kabadayıları.
Yanlış anlaşılmasın ‘mafya babası' değil;
Silah kaçakçılığı, uyuşturucu gibi işler yok...
Bileği güçlü, icabında iyi bıçak kullanan, haksızlıklara boyun eğmeyen, hapse girip çıkmış;
Mahallenin saygınlığını kazanmış, sözleri çevresinde yazısız kanun gibi uygulanan...
Racon kesen yani...
Girdi mi kahveye;
"Var mı ulan bana yan bakan?..."
Birisi kalkıp itiraz etmiyorsa bilin ki o mahallenin kabadayısı...
Ama saygılılar aynı zamanda;
Okumuş yazmış, aydın kişilere hürmette kusur etmez.
Hele cezaevinde tanışmışlarsa...

xxx

Çoğunun öyküsü, romanı da yazıldı.
En ünlüleri Dündar Kılıç ve İnci Baba...
Ama her ikisinin de saygıda kusur etmediği bir isim Turhan Temuçin...
Hacettepeli Sarı Turhan...
Zamanında racon kestiği de çok olmuş...
Tıp okumuş, doktor olmuş;
Kabadayılığı kahvede bırakmamış.
Hem kabadayı, hem doktor, hem yazar, hem de namlı solcu...

xxx
Numune'nin başhekimliği ayrı bir efsane...
12 Eylül öncesi, bölgenin hakimi ülkücülerle mücadelesi;
Kendisi gibi hekim olan eşiyle birlikte mesai saatinden sonra gecekondu semtlerini dolaşıp hasta bakmaları, ilaç dağıtmaları...
İşkence görenlere yaklaşımı, polisle kavgaları...
Doğru mudur bilinmez dönemin anlı şanlı polis müdürü Kemal Yazıcıoğlu'na tokat attığı bile rivayet edilir...
Ve bir de hastaneye düşen kabadayı arkadaşlarıyla ilişkileri...
O zamanlar da hapse giren kabadayılar kendisini hastaneye atmanın bir yolunu bulurmuş.
Mahkum koğuşu da Numune'de...
İnci Baba'nın da şekeri yükselmiş; Numune'ye getirmişler.
Ama yattığı koğuşu da beğenmiyor.
Soluğu Başhekim'in, Turhan Temuçin'in yanında alıyor;
Başlıyor şikayete...
"Madem beğenmedin, sen adam et o zaman" cevabı alıyor.
Sonrası mahkum doğuşu değil sanki 5 yıldızlı otel odası...

xxx

Biz tanıdığımızda Gazeteci Turhan Temuçin'di artık...
Sık sık UBA'ya gelir, yakın dostları Baki Özilhan ve Nimet Arzık'la keyifli sohbete dalardı.
Akis Dergisini yeniden yayınlamaya başlamıştı.
Ne yazık ki uzun soluklu olamadı...
Yıllardır görmedik kendisini...
Kitaplarından izlemeye çalıştık.
Meğerse neler neler yapmış;
Yozgat'ın Sorgun ilçesinin Cumapakılı köyünde bir bağevi var.
Üzerinden ‘Dr. Turhan Temuçin Konukevi' yazıyor.
Ankara ise maalesef unuttu...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder